Rüzğar; bir avuç buğdayı,
savurduğu gün toprağa,
Bir buğday başağından
bin buğday mahsul anadolu da,
Gök mavi renklerden gökkuşağı,
Güneşli havada görünmez yıldızlar.
Uludağın kar sularında Nilüferler,
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Rüzğar; bir avuç buğdayı,
savurduğu gün toprağa,
Bir buğday başağından
bin buğday mahsul anadolu da,
Gök mavi renklerden gökkuşağı,
Güneşli havada görünmez yıldızlar.
Uludağın kar sularında Nilüferler,
Altıyüz yıl renk renk çiçek açtı.
ANADOLU'da
çok çok harikaydı.....saygılar
Rüzğar; bir avuç buğdayı,
savurduğu gün toprağa,
Bir buğday başağından
bin buğday mahsul anadolu da,
Gök mavi renklerden gökkuşağı,
Güneşli havada görünmez yıldızlar.
Uludağın kar sularında Nilüferler,
Altıyüz yıl renk renk çiçek açtı.
ANADOLU'da
sade yalın güzel bir şiir kutlarım kalemi
müzeyyen başkır
Hayalse hayal olsun bu hisettiğim gerçek
harika ötesiydi....saygılar
anadolum ülkemim saklı bölgesi
bereket fışkırır tarlalardan
yüreğine kalemine sağlık.selam ve dua ile.
TARİHİMİZ BÖYLE GELİŞTİ VE BU GÜNE GELDİ...HİÇ SOLMASIN O ÇİÇEKLER
Bir devlet ancak böyle tarif edilebilir ne de güzel ifadeler tebrikler yüreğinize sağlık Allah bunda sonra devletimize milletimize zeval vermesin.
Saygı ve sevgi ile
Erkan Gümüşsoy
Ve altı yüzyıl içinde, yavaş yavaş çölleşti anadolu..
Hey gidi evliya çelebi, derdin, 'Manisa'dan bir sincap Erzurum'a daldan dala atlayarak giderdi' hani o ormanlar?
Hey gidi Timur, dünyanın en büyük fil ordusunu sakladığın Ankara ovasındaki orman hani rerede?
14.09 günü Adana'dan İzmir'e gündüz uçak yolculuğu yaptım. Keşke yapmaz olsaydım. Gündüz olduğu için seyrederek geldim. Kapkara, kahverengi, kızıl topraklardan başka bir şey mi gördüm ki 10 bin metreden uçarken. Yerde yeşil, sanki insan suratındaki sivilce gibiydi.
Ne kadar üzüldüğümü bilemezsin. Cennet anadolu ne hale gelmiş?
Çöl, çöl, çöl, çöl, çöl...
Biz hala uyuyacağız.. Masal dinleyeceğiz.
Cennet anadolu. Yeşil anadolu.. Laf......
Yeşillikleri, yanmış, yakılmış, yerine dikilmemiş. Çıkarlar adına anadolu çölleştirilmiş..
ANADOLU bereket ve ateş demektir zaten. Bizler bu topraklara bir verirsek ondan bin alırız bunu biliyoruz ama uygulamaya gelince bin alıp bir veriyoruz.
Kutluyorum kaleminizi ve duyralı yüreğinizi. Saygılarımla
Bu şiir ile ilgili 13 tane yorum bulunmakta