Hattuşaş’ın taşlarına kazınmış bin yıllık sır,
Çorum’un düzlüğünde Hitit Güneşi gibi parlar hafıza.
Tarihi Saat Kulesi’nin her tık tıkında
Koyunbaba Köprüsü’nden akıp giden Kızılırmak çağlar.
"Çorum’un evleri" türküsü düşer kulaklara gece yarısı,
Alacahöyük’ten çıkan tarihin gölgesi vurur sokaklara.
Bu toprağın tuzu da serttir, bereketi de köklü;
Sessiz durduğuna bakma bu kentin,
Bağrında medeniyetlerin efsanesini,
Eski çağların unutulmaz ayak izlerini taşır!
İncesu Kanyonu’nun dik kayalarında çınlar rüzgarın sesi,
Şapinuva’nın kadim kalıntıları anlatır zamana direnen gücü.
Kırkdilim yollarında yankılanır eski kervanların ayak sesi,
Her sokak başında bir lokma ekmeğin, bir içten selamın bereketi.
Toprağına alın teri sinmiş bu berekatlı şehirde,
Tarih susar ama taşlar dahi konuşur bu köklü geçmişi!
Kargı Yaylası’nın çam kokulu serinliğinde demlenir hayat,
İskilip’in tarihi konaklarında fısıldar eski sevdalar.
Laçin’in Yeşilyurt dağlarında süzülür ayazın en koyusu,
Bu kent ki hem medeniyetin beşiği hem yiğitliğin yurdu.
Zaman akar geçer de Kızılırmak’ın o bulanık sularından,
Çorum’un bu kadim duruşu silinmez asla dünyadan!
Kayıt Tarihi : 28.08.2026 01:42:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!