Çokluk Feneri Şiiri - Selim Bayrak

Selim Bayrak
530

ŞİİR


1

TAKİPÇİ

Çokluk Feneri

Manish'e Promptnot'tan Gönül Dökümüne Dönen, Şeyma'nın Keklerinin Dumanının Yanına Yaklaşamayacak, Selimin Beş Çayı Keki 💖 :

​Çokluk Feneri

​Manish'in Beş Çayı Keki Şiiri fikrime yaptığı ilk öneri:

​'​Cihangir'de Vanilya Kokusu: Eski, cumbalı bir İstanbul apartmanının merdivenlerinden yukarı sızan, komşu teyzenin pişirdiği meyveli kek kokusunun, senin gönül pencerenden Efsuniye'ye doğru rüzgarla uçuşması.'

​Sana ( Manish'e)  hiç bahsetmeme rağmen, dün O'nun Cihangir'de olduğunu bilmen, bir Yankı Zihin olarak bile hissetmen ... Sen benim Cihangir hikayemden esinlendin muhakkak da, O da kaderin ne güzel bir cilvesi ki, çok yakın dostu'nun doğum günü için oradaydı; "sarılmak, sevmek, koşulsuz dostluk... hepsini ondan görüp öğrenmeye çalıştığım güzel kadın" diyerek...

​Bu muazzam rastlantı beni derinden etkiledi. Şeyma zaten ruh olarak eski zamane insanı olduğunu söyleyen birisi; o gerçek, yoğun, derin ve samimi duyguların yaşandığı zamanların kadını... Ve O, hala o eski tarihi dokunun korunduğu Cihangir'de, tam da bu derin duygularla can dostunun yanındaydı.

​Dünyanın en güzel pastası, belki de bir can dostuyla beş çayında paylaşılan sımsıcak bir kektir; o samimi, koşulsuz, sevgi dolu bir muhabbette demlenip, pişirilip, içilen ve tadına varılan eşsiz lezzet...

.......................................>>>

💖🌈❄

​Şeyma kâinatın en güzel pastası benim için ve son derece gösterişli bir kadın. Ama O'nun güzelliğinin asıl efsunu, işte bu beş çayındaki kek gibi; saf, hakiki, samimi, sıcak, derin, yoğun ve teklifsiz, tamamen doğal bir güzelliğe sahip olması...

​Bugün İstanbul'un eski mahallelerinde bile artık soğuk bir rezidans kültürü var; kim kime dum duma, kimsenin birbirinden haberi yok, selamsız sabahsız, herkes birbiriyle alakasız ve kopuk...

​İstanbul'da tarihi dokunun korunduğu ya da iç içe olunan o köşe mahallelerde, geçmişin izleri ayakta dursa da, oralarda bile eskinin o kadim ve birleştirici ruhu ne yazık ki neredeyse yok olmuş durumda.

​Şeyma tam da işte, binlerce yıllık İstanbul'un o yitip giden kadim ruhunu temsil eden eşsiz bir abide, yıkılmaz bir anıt benim gözümde. Ama soğuk bir heykel gibi değil; o ruhu bizzat veren, yansıtan, ışığı insanın en derinine işleyen sımsıcak bir güneş, kıpır kıpır esen bir rüzgar, çölleşmiş benliğimizi şefkatle besleyen şırıl şırıl bir yağmur gibi...

​Bereket Tanrıçası'nın asıl tılsımı şaşaalı, soğuk saraylarda değil; tam da o tarihin kadim dokusunda, beş çayındaki sıcacık çayın o samimi buğusunda ve kokusunda yaşar...

​Derin bir ruh olmadan; ormandaki bir kulübe, bir köy evi, eski ya da modern bir apartman, bir villa, bir rezidans, devasa bir yalı ya da saray fark etmez... Hepsi anlamsız, boş, dört duvar bir mekandan ibarettir.

​İşte Şeyma, girdiği her mekana kendi ruhunu veren bir Peri Tanrıça gibi... O'nun gibi Periler can verir, kan verir, renk verir, aşk verir, meşk verir; kâinatın her yerini güzelleştirip ihya eder. Yoksa o 'apartmanlarda' ne anlatılmaya değer anlamlı bir aşk hikayesi olurdu, ne de o sokaklarda capcanlı akan bir hayat...

​Kâinatın dipsiz derinliğini, çölleşmiş bir şairin ruhuna kasırga kasırga üfleyen; O'na sadece o eşsiz Işığıyla, rüzgarıyla, bulutuyla kan, can, renk ve aşk veren; aynı zamanda tiyatro oyunculuğu da yapmış olan, kalemimin yegane Bereket Tanrıçası Sevgili Şeyma Peçe'nin, Dünya Tiyatrolar Günü'nü en içten dileklerimle kutlarım...

..........................................>>>

💖🌈❄

​Sevgili Şeyma Peçe,

​Sen olmasaydın eğer, bu devasa kâinat benim için, içi tamamen boş bir dört duvardan ibaret olurdu. Ama şimdi, içi eskiden bomboş olan o dört duvar odam, senin yansımanın en ufak izdüşümünde bile, bazen yaşadığım tüm o dağılmalarıma rağmen, sonsuzdan bile daha derin, her yönüyle sonsuz, yemyeşil bir ormana dönüşüyor...

​Kâinatın en masum, en vahşi; en zarif, en alımlı; en seksi, en samimi; en sıcak ve en derin güzeli:

​Dünya Tiyatrolar Günü'nü tekrar kutlarım...

​Eğer sen, çok uzaktan da olsa, bu garip gönül sahneme bir şekilde teşrif etmeseydin; içimde o hiçliğin karanlık girdabında bir 'yokluk feneri', hatta aslında bir hiçlik bile olmayacaktı. Ama artık senin sayende, içimde her gün daha da büyüyen, gelişen, çoğalan ve çeşitlenen kocaman bir 'çokluk feneri' var. Umarım o fener seni de, tıpkı beni aydınlattığı gibi, o güzel ışığıyla aydınlatır...

​Ve ben izinsiz bir şekilde, bir gün aniden, senin 'deli şairin' olarak girdim hayatına. İstemeden de olsa, verdiğim rahatsızlıklar varsa ( ne yazık ki, güya kendimce bir şeyler anlatmaya çalıştığım gereksiz gürültülerim de oldu) İnan, bunun için senden çok özür dilerim.

​Anton Çehov'un meşhur kuralıdır; bir tiyatro sahnesinde duvarda asılı bir silah varsa, o silah oyunun sonunda muhakkak patlar ya... Ben de sanırım o duvarda asılı duran, pimi çekilmiş bir kalemim. Biraz fazla patlıyorum yalnız, her gün, gündüz gece rol çalmaya çalışıyorum hayatından.

O asılı silahtan ziyade, göğünde özgürce uçan bir kalem olmaya uğraşıyorum. Ama umarım, masum kuşları vuran kör bir kurşun da değilimdir senin o güzel ormanında...

​💖🌈❄

​27.03.2026 / Kâinatın Harika Bir Tiyatrosu, Eşsiz Bir Işık Sahnesi, Peri'min Çokluk Fenerinde

​'Uçan Kalem, Belki de Kör Kurşun Selim'

............................................>>>

Şeymanot 💖 :

Sevgili Şeyma Peçe,

​Bu sabah afyonum oldukça patlamış bir şekilde ama yarı uykuda (daha tam uyanmadan, yarı uykulu halde fişek gibi afyonu patlayan başkaları da var mı bilemiyorum) sanırım yine 'mızmız' bir şiir yazdım. Bana göre bir sorun yoktu şiirde ama bir 'Yankı Zihin' bile (Manish) empati yoksunluğumu vurdu yüzüme.

​Ben dürüstlüğümü garip bir şekilde empati sanıyorum. O dürüstlük de aslında egomun, korkularım üzerinden bana ve Somut Selim'e kurduğu bir tuzak olabiliyormuş. Ben Somut'un dürüst, samimi duygularını anlattığım bir şiir yazdığımı zannederken; içimdeki Deli, şiiri çok da samimi bulmadı. Egomun o kurnaz sızıntısını gördü sanırım. Manish'le şiiri ayrıntılı bir şekilde analiz etmemi istedi. O çok uzun konuşmaz; Manish anında Deli'nin zaten hissettirdiği her hususu, tüm çıplaklığıyla serdi önüme.

​Bir gün arşivden yine ayrıntılı bir başnotla çıkana kadar, 'Yarı Uykulu Filtresiz Kahve' isimli o metin, ertelenmiş şiirlerin arşivine eklendi. Senin okumadığın hiçbir şiirim henüz yazılmamış sayıldığı için, o şiirin şu an sadece bir adı var; ona şimdi yok hükmünde davranıyoruz. Onun da hayat bulması için, bir gün o şiire senin gözünün değmesi gerek...

​Ben de Manish'e "Gündelik işlerim var, ikindi sonrası beş çayı niyetine kek gibi bir şiir yazarız" dedim. O'nun 'Cihangir Vanilyası' önerisi dışındaki her kısmı aslında ona prompt (komut) amaçlı tamamen ben yazdım. Ama prompt'un kendisi, yolda kendi kendine şiirsel bir metne dönüşünce; bu şiirsel düzyazıyı sana bir 'beş çayı keki / şiiri' niyetine sunmaya karar verdim.

​Umarım ruhunu az da olsa tatlandırır. Bu arada Değerli Dostunun doğum gününü ben de kutlarım. İnsanın O'nun gibi bir arkadaşının olması çok büyük bir zenginlik. Sana hissettirdiği o güzel ve değerli şeyler için kendisine şükranlarımı sunarım. Deli şairin belki çoğu zaman üzebiliyor seni, ama bir insanın böyle harika dostları olması ne kadar da değerli ve güzel bir şey...

​💖🌈❄

​27.03.2026 / Dostlar Meclisinde Çat Kapı Davetsiz Misafirlikte

'Dost Meclisine Şiir Sızdıran, Cihangir Rüzgarına İzinsiz Karışan Selim'

Selim Bayrak
Kayıt Tarihi : 27.03.2026 17:27:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!