Bir kırlangıcın kanı var ön camımızda
sanayi devrimi çünkü kuşların ölümüdür
picasso ve prezervatif işte tam da bu anda
bu anda bir kız ağzına bir cinneti almaktadır
cinnet modern bizi zihnin müstemlekesi kılan
cinnet modern bizi gümüş kaşıklardan alıkoyan
Aşk bu dünyanın ölçüleriyle açıklanamaz sevgili. O ilkel bir acıdır, yaban bir ağrıdır. Gelir ve içimizdeki o çok eski bir şeye dokunur. Sonra bir perde açılır ve yolculuk başlar. Bu yolculukta artık para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler, iş, anneler ve korkular yoktur. Aşkın kendi gerçekliği vardır sevgili. İnsan bir başka ışığa teslim olur...
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...
Devamını Oku
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Sur delindi
Taşıyor şehir dışarı
Göz deliğimizden
Kulak deliğimizden
Burun deliğimizden
Ağız deliğimizden
Giren pislikleri
Oral yolla kusalım
Dışarı...
Modern cinnet kapımızda
bu meyil var yapımızda
Ne yaparsın ne edersin
kardan çatı çatımız da.
Atom devri can derdi
yollara hep kum serdi
ne hız yap ne de firen
çalmasın acı siren
Sığınaklar kazıldı
sözde önlem alındı
binlerce atomzede
Japonyada anıldı.
Bana göre okuduğum doğrular şiir ve nesir karışımıydı.
bir dk. bak... yok... olmaz ama. bu şiir gibi cinneti nimet... nimeti ben de tanimadim hic, emine'anim teyzenin teyzesiymis. osmanli kadin diyorlarmis nimet icin. tanimadik dedik demesine ya, duymadik demedik, duyduk.
tuhaf bir heyecan var, şiir bana resmen diskur çekti. nutkum tutuldu.
saygilar,
BU NE KÜSTAHLIK...ŞİİR Mİ BU ?
YÖNETİCİLER EDİTÖRLER SİZLERİ KINIYORUM
bu şiir siyasete bulaşmış;saymam!..:)))))
saydığım ne peki!..zaman siyasetinin kara benekleri!..o,bu,şu!..ve o,bu,şu'yu sandıktan çıkartan aklımız!..
aklımızla yaşayalım,en iyisi!..
kutlayarak şairi,herkese saygılar efendim....
burada bu tarz bir şiiri görmek güzel..
seçici kurul..şiirde yeni seslere yeni yüzlere itibar etmekle gayet yerinde bir tavır sergiliyor bence..şiir adına klasik tarzların arasında dönenip duran okuyucu için başka bakış açılarını tanımak bakımından da olumlu buluyorum bu gelişmeyi..
şiir yaşayan..ve kendi zamanının seslerini çıkaran..kendi çağınından haber veren bir tarihi belgedir de aynı zamanda..bu şiir bunu sarahaten yapıyor oluşuyla girmesi gereken 'sıradanlık' potasına girmek yerine..şairinin ustalıkla kotardığı bir biçinmde sanat ve anlam bakımından yüksek birt yere oturuyor olmakla özel bir şiir konumunda..
İsmail Kılıçarslan son dönem şiirimizin en orijinal seslerinden biridir..sitede sadece bu şiiriyle bulunması yazık..her şeye rağmen günü bu şiirle selamlamak güzel..
güne güzel başlamak dedikleri bu olsa gerek..
@..
Bu şiir ile ilgili 36 tane yorum bulunmakta