Bir meczup gibi düştüm ilmin çorak yollarına;
Adımlarım kayıp bir ufkun peşinde, zamansız.
Dağların sert omuzlarına yasladım yorgunluğumu,
Yazgı gibi belirdi önümde o engin ve vahşi düzlükler.
Gecenin kucağında azimle parladı kandiller;
Yıldızlar, uykusuzluğuma ninni fısıldayan kadim rehberler...
Çöllerde serap diz çöktü gerçeğin aynasına,
Eski bir ağaç asa, derman oldu kırık düşlerime.
Ayak izlerimi yuttu kumlar, silindi tarihim;
Lakin arayışım ebedi bir nehir gibi kaldı yeryüzünde.
Biliyorum; o derin bilinmez her yerdedir artık;
İz düşümü sonsuz, nefesi her zerrede aleni.
Aklın keskin ışığıdır sığındığım o tek mağrur liman,
Bir coğrafyanın kaderi, bilginin dindiği o kutsal kaynaktır.
Ruhum tabiatın kadim karnında yeniden yoğrulur,
Ve anlarız o büyük, o derin silsilenin içinde:
Yol diye yürüdüğümüz her mesafe,
Zamana atılmış ortak ve muazzam bir imzadır.
Ayrılık sandığımız o uzun veda;
Aslında evrenin sessiz ve devasa çağrısıdır.
Dağıldık ki çoğalalım karanlığın şafağında.
Çoğaldık ki hatırlayalım o bir olan köklerimizi.
Lakin vakitler tükendiğinde,
İsimler birer birer sustuğunda,
Haritalar küle dönüp rüzgâra karıştığında;
Ne bu yollar kalacak, ne bu amansız yürüyüş!
Hepimiz,
Zerre zerre dökülüp o büyük boşluğa;
Kendi yalanımızdan, kendi küllerimizden yeniden doğacağız.
Ve o dehşetli başlangıç ateşinde,
Tek bir sesin kırbacıyla uyanacağız:
Sen, aradığın o yolun ta kendisisin!
Evrenin kalbindeki o tek ve yalın noktada
Kayıt Tarihi : 6.1.2026 21:39:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!