Bütün Yolculuklar Sende Biter

Mehmet Hanifi Erdinç
109

ŞİİR


0

TAKİPÇİ

Bütün Yolculuklar Sende Biter

Bir seher vakti düştü içime o amansız seferin nârı,
Yüreğimde paslı vagon gıcırtıları ve bir devrin sesidir bu.
Hangi ray kokulu perondan kalkar bu hasret katarı?
Ya da hangi raylarda demlenir yüreğime oturan o ince sızı?
Ben ki bu yolların yorgun yolcusu,
Ben ki menzili uçurum olan bir dervişin son uykusuyum.
Ey derviş söyle bu ömür, duran duraklarda mı tükenir,
Yoksa keskin taşlarla kaplı bu dikenli yollarda mı son bulur.
Bir vagon penceresinden kendi kimsesizliğime el sallarken,
Hangi istasyonda bekler beni o mahzun, o kaçak bakışın?

Kara tünellerden geçerken sordum rüzgâra,
Sordum uçurumlara, hani nerede o vuslat muştusu?
Bir solgun gülüşe sığar mı bunca yorgun bakış,
Yoksa bu karanlık, alnımıza vurulmuş kadim bir mühür mü?
Aydınlanır mı ruhum, bir mum alevinin titrek gölgesinde?
Bilmem hangi peronda yorulur gölgem,
Hangi hırçın rüzgâr siler sırılsıklam ayak izlerimi?
Bu yolun sonu o en derindeki sessiz kimsesizliğe varır mı?
Söyle ey yaralı yüreğim, bu tren mi savurur bizi meçhule,
Yoksa biz mi peşimizden sürüklüyoruz bu koca şehri?
Şimdi bir istasyon bankında, bir tütün dumanı gibi.
Usulca dağılıp gidecek miyiz bu puslu sabahın kucağında?

Hangi dağ rüzgârı taşır şimdi teninin o toprak kokusunu?
Hangi nehrin yatağında uyanır, bu kimsesiz sabahın sisi?
Sen ki, bir koca ömrün sığmadığı o daracık peron,
Ben ki, raylarda unuttuğu gölgesini arayan bir eski divane.
Bu tren, kaçak bir sevdanın o son seferi midir?
Yoksa mülteci bir hüznün, meçhule vuran yankısı mı?
Söyle bana ey hüzün kâr, söyle ey dumanlı başım,
Bir vagon penceresinde eriyen şu dertli kar tanesi,
Vuslatın muştusu mu, yoksa bu amansız ayrılığın son busesi mi?

Gülüşün, bir uçurum kıyısında rüzgâra direnen gelincik,
Bakışın, bin yıllık bir sürgünün o en son durağı.
Ben ise bu paslı vagonun buğusunda adını ararken,
Kendi içindeki kuyularda kaybolan, o mahzun çocuğun elini tutarım.
Söyle bana, hangi istasyon tabelasına kazınmıştır adımız?
Hangi tünelin kör karanlığında boğulur dilsiz çığlığımız?
Hangi şafak vakti, kül kokulu bir yangından yeniden doğarız?
Hasretin durakları mı biter, yoksa biz mi eksiliriz bu raylarda?

Bilmem hangi rayın pasında asılı kalır, yüreğimin o dilsiz çığlığı.
Bu yolun sonu sana mı çıkar, yoksa bir ömür sürgün yemiş masalı mı?
Sussam raylar konuşur içimde, konuşsam tüneller haykırır.
Aydınlanır mı bu yorgun ruhum, karanlığı yırtan yalnızlığımda?
Dertlerim diner mi peron lambasının o solgun ve yaralı ışığında.
Öyle bir yoldur ki bu ne gitmekle menzil bulunur ne kalmakla şifa...
Sadece senin o mahzun bakışında, bir ebediyet gibi,
Bir mezar sessizliği gibi öylece durur zaman.
Ve orada biter bütün yollar, orada susar bütün yolculuklar…

Mehmet Hanifi Erdinç
Kayıt Tarihi : 3.03.2026 13:26:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!