Bir seher vakti düştü içime o amansız seferin nârı,
Yüreğimde paslı vagon gıcırtıları, bir devrin sesleridir bu.
Hangi ray kokulu perondan kalkar bu hasret katarı?
Hangi raylarda demlenir yüreğimin oturan o ince sızı?
Ben ki bu yolların yorgun yolcusu,
Ben ki menzili uçurum olan bir dervişin son uykusuyum...
Ey derviş söyle, bu ömür duran duraklarda mı tükenir,
Yoksa keskin taşlarlar kaplı bu dikenli yollar mı bizi yer?
Hangi istasyonda bekler beni o mahzun, o kaçak bakışın?
Bir vagon penceresinden boşluğa değil, kendi kimsesizliğime el sallarım,
Zifiri tünellerden geçerken yüreğim, sorarım rüzgâra ve uçurumlara,
Belki vuslatı müjdeler diye, o solgun, o yorgun, o bin yıllık gülüşün.
Aydınlanır mı ruhum bir mum ışığının titrek gölgesinde?
Yoksa bu karanlık, alnımıza vurulmuş ezelden bir mühür müdür?
Bilmem hangi peronda yorulur gölgem, hangi rüzgâr siler ayak izlerimi?
Bu yolun sonu çıkar mı yüreğimin o en derindeki sessiz sesine?
Söyle ey yüreğim,
Bu tren mi bizi savuran, yoksa biz mi peşimizden sürüklüyoruz koca şehri?
Şimdi bir istasyon bankında, bir tütün dumanı gibi dağılıp gidecek miyiz?
Hangi dağ rüzgârı taşır şimdi teninin o toprak kokusunu?
Hangi nehrin yatağında uyanır bu sabahın sisi?
Sen ki bir ömrün sığmadığı o dar peron,
Ben ki raylarda unuttuğu gölgesini arayan divane...
Bu tren, kaçak bir sevdanın son seferi midir?
Yoksa bir mülteci hüznün, meçhule giden sesleri mi?
Söyle bana ey hüzünkar, söyle ey dumanlı başım,
Bir vagon penceresinde eriyen şu kar tanesi,
Vuslatın habercisi mi, yoksa ayrılığın son busesi mi?
Gülüşün, bir uçurum kenarında rüzgâra direnen gelincik...
Bakışın, bin yıllık bir sürgünün son durağı...
Ben ise bu paslı trenin içinde gözlerinin bakışını ararken,
Kendi içimde kaybolan bir çocuğun elini tutarım.
Söyle bana hangi istasyon tabelasında yazılıdır adımız?
Hangi tünelin karanlığında boğulur çığlığımız?
Hangi şafak vakti, bir kül kokulu yangından yeniden doğarız?
Hasretin durakları mı biter, yoksa biz mi eksiliriz bu raylarda?
Bilmem hangi rayın pasında kalır yüreğimin dilsiz çığlığı.
Bu yolun sonu sana çıkar mı, yoksa bir hüzünkârın masalı mıdır?
Sussam raylar konuşur, konuşsam raylar hıçkırır içimde.
Aydınlanır mı yorgun ruhum zifiri karanlıkları yırtan yalnızlığımda,
Bir peron lambasının o solgun, o yaralı ışığında dert dindirir mi?
Bu öyle bir yoldur ki gülüm,
Ne gitmekle menzil bulunur ne kalmakla şifa.
Sadece senin o mahzun bakışında,
Bir ebediyet gibi, bir mezar sessizliği gibi, Öylece durur.
Ve orada biter bütün yollar, bütün yolculuklar…
Kayıt Tarihi : 3.3.2026 13:26:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!