Burası Gurbet Şiiri - Veysel Sari

Veysel Sari
243

ŞİİR


11

TAKİPÇİ

Burası Gurbet

Gökyüzünün rengi bile emanet duruyor insanın üstünde, sanki bir yağmur yağsa boyası akacak da altından simsiyah bir yalnızlık çıkacakmış gibi.
Hangi sokağa sapsam, ayak seslerim yabancı bir dil konuşuyor bu soğuk kaldırımlarla.
Cebimde buruşmuş bir adres, yüreğimde darmadağın bir memleket havası taşıyorum.
Sırtımı dayadığım şu devasa beton duvarlar, anamın tandır kokulu o sıcak kucağı gibi ısıtmıyor beni.
Üşüyorum usta; mevsimin ayazından değil, ruhumun kimsesizliğinden üşüyorum.

Öyle bir yangın ki bu gurbet dediğin; itfaiyesi yok, suyu yok, itfaiyecisi firarda. İçten içe kavruluyor insan, dumanı tütmüyor ama külü her gece odanın orta yerine savruluyor.
Pencere kenarlarında eskittim ben bakışlarımı, gelen geçen her trende, her otobüste kendimi aradım da bir türlü bulamadım.
Her akşamüstü, kirli bir sis gibi bir hüzün çöküyor bu şehrin omuzlarına.
Sanki koca dünya, bir gurbetçinin kirpiklerinin ucunda titreyen o tek damla yaşın içinde boğuluyor.

Burası gurbet be usta! Burada gülmek bile bir borç gibi geliyor insana, geri ödemesi çok ağır, faizi can yakıcı.
Bir selam gelse diyorum şöyle en uzağından, mektup zarfından bir tutam kurumuş toprak çıksa; oturup bir çocuk gibi, bir yetim gibi saatlerce o toprağın kokusuna ağlayası geliyor adamın.
Ama ağlamak da yakışmıyor bize, gurbet kuşunun kanadı kırık olur ama sesi çıkmaz, vakur durur derler.
Biz de sustuk işte; sustukça içimizde koca bir deniz kabardı, kıyıları döven dalgalar ruhumuzu aşındırdı.
Şimdi hangi aynaya baksam, yüzümde bin yıllık bir yorgunluğun haritasını görüyorum.
Saçlarıma düşen o vakitsiz aklar, gurbet yollarının tozu değil; hasretin vura vura beyaza kestiği, un ufak ettiği hüzün kırıntılarıdır.
Biz ki zamanında ekmeğimizi bölüşmeyi, derdimizi toprağa gömmeyi, birbirimize omuz vermeyi en büyük zenginlik bilirdik.
Şimdilerde ise bu yabancı sofralarda, iğreti bir iştahla, tadını almadığımız aşlarla doyuruyoruz karnımızı. Oysa ruhumuz aç usta, ruhumuz o eski bahçelerin serinliğine, o eski dostların samimiyetine muhtaç.

Burada takvimler hep yarını gösterir ama o muazzam "yarın" bir türlü gelip çatmaz.
Umut dediğin, gurbetçinin her sabah ekmeğine sürdüğü o acı biberdir; yedikçe ciğerini yakar, yaktıkça seni hayata daha çok acıktırır.
Bir kısır döngüdür döner durur başımızda.
Şehirler değişir, diller değişir, yüzler değişir ama insanın kalbindeki o ince sızı, o "orada olamama" duygusu hiç değişmez.
Sözün bittiği, boğazın düğümlendiği yerdeyiz şimdi.
Yüreğimde kapanmamış bir yara gibi sızlayan bir türkü, dilimde yarım kalmış, kimseye anlatamadığım bir masal...
Gözlerimde ise hiç dinmeyecek, bu şehri bile ıslatacak kadar ağır bir buğu var.
Özledim usta, çok özledim.
Toprağın o yağmurdan sonraki baygın kokusunu, taşın altındaki karıncanın rızkını dert eden o eski insanları, memleketimin en sert küfründeki o gizli şefkati bile özledim.
Burası gurbet...
Burada insan yaşlanarak değil, her gün biraz daha az hatırlanarak ölürmüş.
Ben bugün biraz daha öldüm, yarın daha fazla özleyeceğim.
Biliyorum, dönmek de artık bir ihtimal değil, sadece uykusuz gecelerin en güzel rüyası olarak kalacak.

Veysel Sari
Kayıt Tarihi : 27.04.2026 13:25:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!