Bin dokuz yüz atmış yılının mayıs ayında köyden ilçeye göç etmiştik. İlçemiz, Gölpazarı, köyümüz Çengeller’ e göre oldukça büyük ve kalabalıktı. Her taraf yabancı insanlarla doluydu. Köyün verdiği ürkeklikle dolaşırken, şehir çocukları beni döver elimde ne varsa alırlardı. O yüzden ilçeyi sevmez ilk fırsatta köyüme giderdim. İlkokul beşinci sınıfı ilçede Gazi Mihal İlkokulu’ unda okudum. Zaten başka okul da yoktu. Yanıbaşında da Gölpazarı Orta Okulu vardı.
Dedim ya ilk fırsatta köyüme giderdim. Kara kütük’te Cimbek’in kahvesini Ayvaz Mehmet çalıştırırdı. Köyümüzün insanları büyük küçük burada daha çok vakit geçirirlerdi. Biz çocuklarda bir kenara oturur onların konuşmalarını dinlerdik. Ben ilçeden köye her gelişimde kahvenin bir kenarına otururdum. Amcaların ve dayıların konuşmalarını sessizce dinler ve bir anlam veremezdim.
- Bu çocuk okuyacakmış.
- Kim, bu mu? Hadi canım sende.
- Bu okursa sokaktaki köpeklerde okur.
- Muhtarın çocuk okumamış, hocanın çocuk okumamış, hatıbın çocuk okumamış, Eyüplerin çocuk okumamış, Muharemin çocuk okumamış, Bekirlerin çocuk okumamış, Sıddıygaların çocuk okumamış, Ahmatların çocuk okumamış, Cennetlerin çocuk okumamış, Ariflerin çocuk okumamış, Tahirlerin çocuk okumamış valla daha ne diyeyim köyden hiç kimsenin akıllı çocukları okumamış, Hacıbramların bakas Ercebi okuyacak öyle mi...Okumaz kardeşim…
- Doğru diyorsun, şunun bakışlarına baksana fıldır fıldır, okumaz, kapasite yok bir kere. Hem daha hatim de yapmadı.
- Eyüplerin, İsmail bile Arifiye’den geri geldi, okuyamadı da Ercep mi okuyacak..
- O anca Memedaya çoban olur.
Bu arada babama da teşekkür etmeliyim. Ona yapılan maddi ve manevi baskılara rağmen beni okuldan almadı. Akrabaları olsun, arkadaşları olsun “ Sen orta okuldan al o çocuğu kuran kursuna ver, bak öldükten sonra mezarının başında gazete okur sonra, bak benim oğlan Kuran okuyor” dediler. Sanki Kuran’ı Kerim mezarlıkta okunmak için inmiş gibi.
Bu tür konuşmalar hep yapılır ve merak ederdim ama kimseye bir şey soramazdım. Biz ilçede oturmaya başlamıştık. Okumaktan başka çarem de yoktu. Pek başarılı bir öğrenci değildim ama okumaktaydım. Orta okulu da bitirdiğim yıl Bolu Öğretmen Okulu imtihanlarını kazandım. Parasız yatılı olarak okumaya başladım. Yaz tatilinde yine köyüme gidip dayıma, amcama yardım etmekteydim. Soruyorlardı bana..
-Nerde okuyorsun sen…
-Bolu Erkek Öğretmen Okulu’unda
-Hadi canım sende..
Bu arada benim okuduğumu gören köylülerimiz yavaş yavaş çocuklarını Gölpazarı orta okulu’na vererek okutmaya başlamışlardı.Çocuklarda hasbel kader okumaktaydılar.Hacıbramların Ercep öğretmen olacakmış, bizim çocuklar neden olmasın diye okuma furyası başlamıştı.
Çengeller köyünden ilk okuyan benim. İlk öğretmen olan benim. Benim köylüm, dedem dahil öğretmen olduğuma, yakın köyümüz Gökçeler de öğretmenlik yaparken inandı. Askerliğini yapmamış adama devlet maaş mı verir diye inanmadılar.
Köyümüzden okuma işini açan da benim. Köyden ilçeye ilk göç eden biz olduğumuz gibi. Hiç bir zaman köylümün konuşmalarından gocunmadım. Bana bu konuşmalar bir kamçı oldu sanki.
—Bir okuyayım da görün. Eğer öğretmen olmazsam, bana da Hacı İbrahim’lerin Recep demesinler.
Recep UsluKayıt Tarihi : 26.1.2007 13:14:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.

Evet yaşam da bazen olumsuz sözler motivasyonu arttırıp kamçılıyor..Ne güzel model olabilmek..Hele ne güzel Öğretmen okulunda parasız yatılı okuyabilmek hertürlü zorluğuna rağmen..Bugün o güzel şiirlerde de bu düz yazılarda da o okuldan alınan eğitimin payı büyük diye düşünüyorum nacizane..
Saygımla sevgimle..
İftihat edilecek ve örnek bir kişisiniz.
Kutlarım sizi ve Ailenizi...Alkışlar size alkışlar
FAHRİNİN ERCEBE..................
TÜM YORUMLAR (3)