Ben bu kerpiç duvarda mahzun bir ardıç dalı,
Asılmışım çiviye; boynum bükük, sevdalı.
Dışarıda kar yağar, ben içeride üşürüm;
Her gece rüyamda o eski “el”i görürüm.
Sinemde üç beş delik, sızlayan yara gibi,
Bahtım, şu eski evin ocağı; kara gibi.
Eskiden bir dokunsan, bin âh işitir cihan;
Şimdi suskun gövdeme örümcekler mihman.
Hani o nasırlı el? Nerede o “Gönül Dağı”?
Çözüldü teknemdeki şu ömrün gönül bağı.
Tellerim pas tutsa da küsmedim tezeneye;
Benim hasretim bâki, o vuslat denen şeye.
Penceremden süzülen solgun bir kış güneşi,
Yoktur şu kâinatta bu derdimin bir eşi.
Ben Sivas yollarında bir kağnı gibi durgun;
Yıllardır beklemekten yorgun düştüm, çok yorgun.
Bir ağaçtım dağlarda, başım değerdi göğe;
Şimdi hasret kalmışım bir sevdalı türküye.
Varsın “odun” desinler, bu canım yansa bile;
Ben sırrımı söylemem şu lâl olmuş dil ile.
Ey bu tozlu odaya yolu düşen yabancı!
Bu sazın “bam” telinde gizlidir büyük sancı.
Zemzeme’nin kalbidir duvarda susan o şey;
Bir dokunsan ağlayacak… Hem Veysel’dir, hem de Ney!
Kayıt Tarihi : 7.1.2026 23:43:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Duvarda asılı bir saz




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!