Gün ışığı suratıma ne zaman çarpsa
Gözlerim yuvalarını terk etmek ister
Ne vakit bir kuş cıvıldasa
İğdiş etmek için yanıp tutuşurum işitme duyumu
Fakat bir gün sahiden yitse, sahiden yitip gitse
Ruhumdan ödünç aldığım her yaşam soluğu zayıf
Fersah fersah sökülüyor hayatımın baharındaki tomurcuklar
Nefes alan iki ayaklı biri var sadece, sorsan o da yok
Ne farkı var hayaletten görünmemenin ?
Ne farkı var bir yapay çiçekten, fark edilmemenin ?
Aman yıkılmasın o duvar, körpe
Kendi, kendime tutsak ellerimle itinayla ördüm
Gırtlağımda yalnızlığın acı, bayat tadı
Yeğlerdim kuru ekmeği sofra demeye bin şahit, huzura birinci gözden şahit isteyen sofrada
Bir inci gözden esirgenen, bayat tatlarla bir hayli perdelenmiş,
Unutulmayı kucaklayan o huzura
Geç oldu, anladım ancak
Her his esintisinin ağza çalınan bal gibi tatlı
Ve güzel gün hatırası olmadığını
Manası kalmıyor kaçmanın köşe bucak
Her yeni sökülen şafak yanında bir numune ruh söküğü getirirken
Bir umarsızlık yemini edeceğim kendi kendime, becerebilirsem tabi
Ruhumu alabora eden her bir kör duyguya karşı
Bu yemine sahip çıkmak fıtratımda var ancak
Konuşmuyor benimle dargın renklerle perdelenmiş eski duvarlar
Sabah ciğerimde sinsince konuşlanan bir tutam acı,
Yaşam rüzgârları esiyor
Bu seyahatte ufak tefek yolcular var,
Güçsüz ve kırılgan
Kendileriyle konuşmadım ama biliyorum
Yaşam rüzgârları esiyor
Tanıyorum, beni alçaltan rüzgârlar bunlar




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!