Korkma be İsmail,
Bunca korktun da ne oldu?
Ağa, töre, kan davası,
Az mı huzursuz oldun,
İşte hepsinden kurtuldun.
On yedi yaşında Hüseyin,
Cemile on beş,
İkizler dokuzlarında,
Gözleri senin ağzında,
Konuştuklarında,
Ödleri kopuyor
Sinek kovalamak için bile elini kaldırdığında.
Sen korktukça,
Daha çok korkuryor karın Gülizar da,
Bilmediği karanlık tünelin öte ucu,
İstanbul yolunda.
Niyazi gel dediğinde gitmemiştin,
İdare ederim demiştin,
Olsaydı iyiydi,
O da ölmüş sonunda.
Kocaman şehirmiş orası,
Kim kime, dum dumaymış,
Herkes kendi hayatını yaşarmış.
Herkes kendine ağaymış.
Ne öldüren töreler,
Ne de kan davaları varmış.
Muhtardan büyük reis,
Muhtardan büyük vali varmış.
Devlet
Düşkünlere el atarmış.
Su gibi akan arabaları,
Gökleri kapatan binaları,
Para babaları,
Aslanları, kaplanları,
Akbabaları, tilkileri, yılanları da varmış.
Kurtlar kuzuları acımadan avlarmış.
Korkma be İsmail,
Senin gibi garibana bulaşmazlarmış.
Yıllardır,
Her giden gelen
Böyle anlatmış.
Bir işin, bir aşın olur çalışırsan,
Başını sokacak bir göz damın olur.
Belki çocukların okur büyük adam olur.
Bak sabiler uyudu otobüsün orta yerinde,
Koltukların diblerinde,
Ortadan kayboldu muavin de,
Yarın güneş yeniden doğacak,
Artık seni de barındıracak olan,
Koca İstanbul şehrinde.
16/09/12 01:15:36
Şahbettin UluatKayıt Tarihi : 16.9.2012 16:25:00
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!