Güneş doğudan değil de, kederden doğuyor artık,
Düğümlenmişiz yollara, menziller bize çok uzak.
Bütün kaldırımları yorulmuş bu koca şehirlerin,
Yüreğimiz; paslı bir tel örgünün ortasında tutsak,
Boğuluyoruz her şafak, kendi içimizin bulanık sularında.
Kırık bir ayna düşün, tozlu bir duvarın köşesinde,
Suretini bile tanımaktan korkan bir yüz gibi...
Ne kadar kırılmışlık varsa ömre dair,
Birikmiş sanki bu yorgun gövdenin içinde.
Eskitmişiz dostu, yitirmişiz o kadim vefayı,
Ve dahi sol yanımızda çarpan o yetim sevdayı.
Öyle soğumuşuz ki kendimizden,
Terk edilmiş köyler gibi dilsiz kalmışız.
Yorulmuş dizlerimiz, yokuşlara küsmüş ayaklarımız,
Artık duymaz olmuş sağır yüreğimiz;
Ne bir mazlumun ahını,
Ne de dağların o mağrur sesini.
Aslında her gün biraz daha,
Kendi ruhumuza sıkmışız o sessiz mermiyi.
Dağılmışız sessizce, parça parça eksilmişiz,
Yaşarken ölmeyi marifet saymışız hepimiz.
Belki anam diyorum, o kutsal analar;
Gözyaşını içine döküp yine de "vatan" mı derdi?
Belki kadın diyorum, o çileli kadınlar;
Yine de bir umutla yollara mı bakardı?
Onlar değil midir ki;
Dünya üstlerine yıkılsa bile,
Sabırla o koca yükü omuzlayanlar...
Biz değilsek acıdan payına düşeni alanlar,
Nedir ki insan olmanın hükmü?
Başkasının yarası sende sızlamadıkça.
Verin bana o kadim dertleri,
Açsam bağrımı, savrulur külleri dostluğun;
Elimde bir tek gururum kalır,
O da babamdan bana en ağır yadigar...
Salim Erben
Kayıt Tarihi : 19.3.2026 10:46:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!