Bir odanın içinde değilim artık,
sanki zamanın içinde bekliyorum.
Saat ilerliyor,
ama hiçbir yere varmıyor.
Sen karşımda yatıyorsun.
Ben yüzüne bakıyorum,
sen gözlerini kapatıyorsun.
Aramızda söylenmemiş
o kadar çok şey var ki...
İnsan annesine
son kez ne söylemeli?
“Gitme” mi?
“Kal” mı?
“Her şey düzelecek” mi?
Bilmiyorum.
Yalan söylemek istemiyorum sana.
Çünkü ikimiz de biliyoruz,
bazı gecelerin sabahı olmuyor.
Elini tutuyorum.
Eskiden ellerin
benim ellerimden daha güçlüydü.
Beni büyüttün.
Düştüğümde kaldırdın,
korktuğumda sarıldın,
kimse inanmadığında
bana inandın.
Birlikte yürüdük.
Birlikte yorulduk.
Birlikte güldük.
Şimdi o eller
avuçlarımın içinde
bir anıya dönüşmeden önce
seni tutmaya çalışıyorum.
Ne tuhaf...
İnsan bazen
annesinin elini tutarak
hayatı da tutabileceğini sanıyor.
Ben de öyle sanıyorum.
Belki biraz daha sıkarsam elini
gitmezsin.
Belki biraz daha konuşursam
sesimi duyup geri dönersin.
Belki...
İnsan annesini kaybetmek üzereyken
“belki” kelimesine sarılıyor.
Çünkü başka hiçbir şeyi kalmıyor.
Hatırlıyor musun anne?
Bir zamanlar
benim geleceğimden konuşurduk.
Ben büyüyecektim.
Bir evim olacaktı.
Belki çocuklarım olacaktı.
Sen onların başını okşayacaktın.
Ben de uzaktan bakıp
“Annem yine çocuk gibi oldu”
diye gülecektim.
Sen benim yaşlandığımı görecektin.
Ben senin saçlarına
daha çok beyaz düştüğünü...
Bunların hepsini
sanki zaman bize borçluymuş gibi
rahatça konuşurduk.
Meğer zaman
kimseye borçlu değilmiş.
Şimdi bir nefesini duyuyorum.
Sonra diğerini.
Araya giren sessizlikte
kalbim duracak sanıyorum.
Sen her nefes aldığında
içimden bir şey:
“Bir tane daha...” diyor.
Bir nefes daha.
Bir dakika daha.
Bir gece daha.
Bir sabah daha.
İnsan annesinden
ömür istemiyor aslında.
Ömründen küçük parçalar istiyor.
Bir kahvaltı daha...
Bir sarılma daha...
Birlikte içilecek bir çay daha...
Bir kez daha
“Üşüdün mü?” diye sorman...
Bir kez daha
çocukluğumdaki gibi
başımı okşaman...
Bir kez daha
“Ben buradayım” demen.
Hepsi bu.
Bana “üzülme” deme anne.
Çünkü üzüleceğim.
Bana “güçlü ol” deme.
Çünkü güçlü olmak istemiyorum.
Ben senin yanında
bir kere olsun
çocuk olmak istiyorum.
Yıllardır büyüdüm.
Ama senin yanında
hâlâ o eski çocuğum.
Dizim kanadığında
koşup sana gelen...
Gece korktuğunda
senin yanına sokulan...
Dünyanın bütün kötülüklerinden
senin sesinin arkasına saklanan...
Şimdi korkuyorum anne.
Hem de çok.
Ama bu kez
saklanacak yerim yok.
Çünkü saklandığım yer
senmişsin meğer.
Eğer bir mucize varsa
şimdi olsun.
Doktorların bilmediği bir yerden,
ilaçların ulaşamadığı bir yerden,
hayatın unuttuğu bir köşeden
bize bir sabah daha gelsin.
Yarın gözlerini aç.
Bana kız.
“Niye böyle bakıyorsun?” de.
Sonra kalkıp
mutfağa git.
Ben de ardından geleyim.
Belki hiçbir şey olmamış gibi
bir çay koyayım.
İşte o zaman
dünyadaki bütün mucizelere inanırım.
Ama eğer...
Eğer gerçekten gitmek zorundaysan,
senden bir şey isteyeceğim.
Beni merak etme.
“Benim çocuğum
nasıl yaşayacak?” diye düşünme.
Yaşarım anne.
Zor olur.
Çok zor olur.
Ama sen bana
hayatta kalmayı öğrettin.
Sen gittikten sonra bile
senden öğrendiğim şeylerle
yürümeye devam ederim.
Ama bil ki...
Ben seni unutmayacağım.
Bir şarkıda bulacağım seni.
Bir yemek kokusunda.
Bir yaz akşamında.
Bir annenin çocuğuna
“Üşütme kendini” dediğini duyduğumda...
Ve belki yıllar sonra
seni anlatırken
“Annem...” diye başlayacağım.
Sesim titrer belki.
Ama cümlem yarım kalmayacak.
Çünkü senin hikâyen
benim içimde devam edecek.
Şimdi elini bırakıyorum.
Hayır...
Seni bırakmıyorum.
Sadece biraz gevşetiyorum parmaklarımı.
Çünkü belki sevgi,
birini sonsuza kadar yanında tutmak değil,
onu son yolculuğunda
korkutmadan uğurlayabilmektir.
Ama daha gitme anne.
Henüz değil.
Bana bir sabah daha borçlusun.
Bir gülüş daha.
Bir sarılma daha.
Bir “oğlum” deyişin daha.
Ben sana doymadım.
İnsan annesine
hiç doyamıyormuş.
Bunu şimdi anlıyorum.
Ve eğer bu gerçekten
son gecemizse,
korkma.
Elini tutacağım.
Ağlasam da
seni bırakmayacağım.
Sana “gitme” demeyeceğim.
Çünkü seni ne kadar sevdiğimi
ölümün önünde bağırarak değil,
sessizce elini tutarak
anlatmak istiyorum.
Son kez kulağına eğilip
şunu söyleyeceğim:
“Anne, sen benden gitmeyeceksin.
Sadece gözlerimin önünden gideceksin.”
Sonra seni
bir mezarın içine değil,
çocukluğumun en güzel yerine koyacağım.
Beni ilk kucağına aldığın yere...
İlk kez alnımdan öptüğün yere...
Korktuğumda sığındığım yere...
Ve yıllar geçse de
kimsenin alamayacağı
o yere.
Kalbime.
Belki bir gün
sesini duyamayacağım.
Elini tutamayacağım.
Sana “anne” diyemeyeceğim.
Ama ben her düştüğümde
içimden yine sen kaldıracaksın beni.
Çünkü bazı anneler
ölmez.
Sadece
çocuklarının gözlerinden çekilip
kalplerinin içine taşınırlar.
Sen de orada kal anne.
Ben seni
ömür boyu
taşıyacağım.
Gökhan Gülle
Kayıt Tarihi : 26.08.2026 04:16:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Kanser yüzünden kaybettiğim Rahmetli Annem için yazdığım şiir




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!