Bir Gün Mutlaka Şiiri - Ataol Behramoğlu

Ataol Behramoğlu
97

ŞİİR


851

TAKİPÇİ

Bir Gün Mutlaka

Bugün seviştim, yürüyüşe katıldım sonra
Yorgunum, bahar geldi, silah kullanmayı öğrenmeliyim bu yaz
Kitaplar birikiyor, saçlarım uzuyor, her yerde gümbür gümbür bir telâş
Gencim daha, dünyayı görmek istiyorum, öpüşmek ne güzel,
düşünmek ne güzel, bir gün mutlaka yeneceğiz!
Bir gün mutlaka yeneceğiz, ey eski zaman sarrafları! Ey kaz kafalılar! Ey sadrazam!
Sevgilim on sekizinde bir kız, yürüyoruz bulvarda,
sandviç yiyoruz, dünyadan konuşuyoruz.
Çiçekler açıyor durmadan, savaşlar oluyor, her şey nasıl bitebilir bir bombayla,
nasıl kazanabilir o kirli adamlar
Uzun uzun düşünüyor, sularla yıkıyorum yüzümü temiz bir gömlek giyiyorum
Bitecek bir gün bu zulüm, bitecek bu hân-ı yağma
Ama yorgunum, şimdi, çok sigara içiyorum, sırtımda kirli bir pardesü
Kalorifer dumanları çıkıyor göğe, cebimde Vietnamca şiir kitapları
Dünyanın öbür ucundaki dostları düşünüyorum öbür ucundaki ırmakları
Bir kız sessizce ölüyor, sessizce ölüyor orda
Köprülerden geçiyorum, karanlık yağmurlu bir gün, yürüyorum istasyona
Bu evler hüzünlendiriyor beni, bu derme çatma dünya
İnsanlar, motor sesleri, sis, akıp giden su
Ne yapsam... ne yapsam... her yerde bir hüzün tortusu
Alnımı soğuk bir demire dayıyorum, o eski günler geliyor aklıma
Ben de çocuktum, sevgilerim olacaktı elbette
Sinema dönüşlerini düşünüyorum, annemi her şey nasıl ölebilir,
nasıl unutulur insan
Ey gök! senin altında sessizce yatardım, ey pırıl pırıl tarlalar
Ne yapsam... ne yapsam... Dekart oluyorum sonradan...
Sakallarım uzuyor, ben bu kızı seviyorum, ufak bir yürüyüş
Çankaya'ya
Bir pazar, güneşli bir pazar, nasıl coşuyor yüreğim, nasıl karışıyorum insanlara
Bir çocuk bakıyor pencereden, hülyalı kocaman gözlü nefis bir çocuk
Lermontov'un çocukluk fotoğraflarına benzeyen kardeşi bakıyor sonra
Ben şiir yazıyorum daktiloda, gazeteleri merak ediyorum,
kuş sesleri geliyor kulağıma
Ben mütevazı bir şairim, sevgilim, her şey coşkulandırıyor beni
Sanki ağlayacak ne var bakarken bir halk adamına
Bakıyorum adamın kulaklarına, boynuna, gözlerine, kaşlarına,
yüzünün oynamasına
Ey halk diyorum, ey çocuk, derken bende bir ağlama
İlençleniyorum bütün bireyci şairleri, hale gidiyorum portakal almaya
İlençleniyorum o laf kalabalıklarını, kurumuş yürekleri, bireyin kurtuluşunu filan
İlençliyorum o kitap kurtlarını, bağışlıyorum sonradan
Uzun kış gecelerinden sonra, masallarda anlatılan
Durup durup bunları düşünüyorum, bir sevinci bir hüzün izliyor arkadan
Yüreğim ipesapa gelmez bir bahar göğü, Türkçe bir yürek kısaca
Beklemek usandırıyor, telaşlı telaşlı bir şeyler anlatıyorum sağda solda
Bir otobüse biniyorum, inceliyorum bir böceği tutarak kanatlarından merakla
Yürürdüm eskiden baharda, o yıkıntıların ve çayırların olduğu alanlara
Aklıma şiiri gelirdi o yaşlı Amerikalının sonbaharı anlatan şiiri
Çayırlar vardı o şiirde, baharı anımsatan ne de olsa
Böylece yeniden hazırlanıyorum bir coşkuya, yeniden sokaklara fırlamaya
Kendimi atmak bir uçurumdan balıklama
Büyük ve mavi bir şey izlenimi var bende, gördüğüm filmlerden mi ne
Bir şapka, telaşlı bir gök, sıcak yapay bir dünya
Anlat anlat bitmiyor, bitmiyor bendeki daüssıla
Bütün sevgilerimi harcayabilirim bir çırpıda, yağmurlu o yollar geliyor aklıma
Benzin kokuları, ıslak direkler, babamın esmer bir somun gibi tombul ve sıcak elleri
Uyurdum. Bir de bakmışsın yeni bir filim sinemada, şehirde yeni bir kız,
kahvede yeni bir garson
O üzgün ve sabahlıklı dururdu balkonda...
Şimdi ne var hüzünlenecek bunda, nedir bu çatlatan yüreğimi bu telaş
Sanki yarın ölecek gibiyim, birazdan polisler gelecek ya da
Gelip alacaklar kitaplarımı, daktilomu, bu şiiri, sevgilimin fotoğrafını duvarda
Soracaklar babanın adı ne, nerde doğdun, teşrif eder misiniz karakola
Dünyanın öbür ucundaki dostları düşünüyorum, öbür ucundaki ırmakları
Bir kız sessizce ölüyor, sessizce ölüyor Vietnam'da
Ağlayarak bir yürek resmi çiziyorum havaya
Uyanıyorum ağlayarak, bir gün mutlaka yeneceğiz!
Bir gün mutlaka yeneceğiz, ey işalatçılar, ihracatçılar, ey şeyhülislâm!
Bir gün mutlaka yeneceğiz! Bir gün mutlaka yeneceğiz! bunu söyleyeceğiz bin defa!
Sonra bin defa daha, sonra bin defa daha, çoğaltacağız marşlarla
Ben ve sevgilim ve arkadaşlar yürüyeceğiz bulvarda
Yürüyeceğiz yeniden yaratılmanın coşkusuyla
Yürüyeceğiz çoğala çoğala...

Ataol Behramoğlu
Kayıt Tarihi : 10.10.2000 02:50:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Vezir Pehlevan
    Vezir Pehlevan


    *** Sayın Behramoğlu ***
    Yukarıda ki yorumsal makale tafsilatlı da olmasa, bir çok kanayan
    yaraya parmak basmışsınız. Ancak üzülerek diyorum ki, bu acı
    serzenişi kaç kişi doğru algılayacaktır?
    Bakınız bu gün Ülke Nüfusumuzun % 60 ı bütün melanetlerin ve
    Savaşların DUA-NİYAZ-HATİM-SALAVAT ve Ebabil kuşlarıyla
    halledileceğini düşünüyorlar? Hala bu gün Afata-tufana, deprem
    ve her türlü zelzeleye fıtrat-ı kader diyorlar. Bu kadar bilim ve
    felsefeden uzaklaşmış bir topluma tarihsel devinimi anlatamazsınız?
    Anlamazlar ve anlamayacaklardır?????
    -----------OZAN ÇAKIROĞLU-----------

    Cevap Yaz
  • Temel Kurt
    Temel Kurt

    biz çoktan öldük sevgilim, senin gördüğün duvardaki gençlik resminiz, ah bu zalim dünya, ah persopolis'de gömü arayan o kovboy çizmeli defineci, ah ki ah

    Cevap Yaz
  • Tuna Kafkas
    Tuna Kafkas

    yağdı yağmur çaktı şimşek bir şiirimsi...

    ataol şiiri bizden oku koçum, bizden;

    adını hecele süreyyanın,
    ve kaç asırdır suskunsun sen mo/na/li/sa…,

    ki sen anadolu gırtlaklı bir kayyumsun,
    kimse senin gibi söyleyemezken,
    öyle doğal gelir ki sana çağırmak adımı,
    ve gırtlağından süzülen sesine
    ömrümü feda etmek istemem de keza bana…,

    sen;
    elmacık kemiklerinden akan
    eflatun ırmakların çakıl taşları ile,
    üç taş oynayan…,
    ihramı iç/inde mütemadî bir umrede,
    yalınayak seyy/ah/sın,
    ve
    çocuk yürekli bir çukurova bozlağına
    her veda edişimle çoğalan,
    aşkın salyalarından tiksinmeyen
    ben,

    kalbinin ılık suyunda,
    gurbet garipliğimi saklarken,
    pişkin bir vefasızlıkla…,
    buyurgan nefsimin,
    yüreğine attığı tırnak izlerinin,
    tahammülle bağışlayanısın…,
    ah;

    çektirdiğim arsız çilelerin çilekeşi,
    ki sen gece yarısı uykundan uyanıp,
    yumulu gözlerinle,
    mısralarına heceler seçen sevdalısın…,
    esirgeme benden de,
    merhametle bakan gözlerini desem,
    kederli nazarlarını önüne düşürürsün,
    bahtı gibi kömür gözlüm,
    ay ışığına yakılmış bir sonat gibi,
    sarıl bana ey aşk,
    sarıl ve yarama dokun…,
    ki soğuk bir su içsem uzakta yâr üşür...,
    ve
    bir mektupsun o/ndan,
    duadan ötesin...,
    ah;

    evet bir ah/sın sen,
    yekûnu simmsiy/ah bir ah,
    masumsun,
    ve dervişinim...,
    gözlerin bana derg/âh,
    fermanım elindeki padiş/ah,

    aşkınla ne üzgünüm ne de derbeder,
    sıyrıldım yaşamın yüklerinden hep birer birer,
    turuncu gülüm,
    gerisi boş,
    sen sağlığından ver haber;
    ömrüm geçiyor seninle,
    nerde tasa ve keder,
    açmış kucağını bizi bekliyor sonsuzluk;
    all/ah/uekber…,

    o/nun ismini anarken
    yâdıma gelen ismini sevdim,
    neyin varsa sevdim senin,
    neyin yoksa hepsini,
    ne o/na şirk koştum,
    ne de ruhunu yoldaşsız bıraktım…,
    eşsiz ruhunu sevdim,
    benliğimi sana verdim,
    ve daha ötesini bulursam aşkın,
    yine sana sunacağım,
    antik bir sunakta…,

    bir itirafta bulunacağım,
    kitapları dahi,
    bende bir tortu bırakmaları için değil,
    sana yazarken,
    daha güzel heceler bulabilmek,
    o zarif, hikem buhurlu sözlerine,
    daha denk cümleler kurabilmek için okuyor
    ve her satır arasında,
    seni arıyorum harf harf…,
    ah;

    yürürken rastladığım insanları süzüyorum,
    senden beyzadesinin olmadığını
    tekrar tekrar görmek için
    yeryüzünde…,
    ki yok hocam;
    bunca ömürlük kaybın üstüne,
    bahtımın yıldızının bu kadar
    parlayabileceğine inanmak,
    daha zaman alacak belli ki ve/ss/elam…,

    çile kitabımın yakamozu saçlarıma,
    artık tek bir tel ak daha düşmesin,
    sensiz…,
    diyârında kalayım hep,
    saklanayım üç kat perdeli halinin esrarına…,
    gözlerin;
    gözlerimin önünde olsun sürekli
    ve vakti geldiğinde,
    ötelerin ilhamlarıyla
    dizlerinde öleyim…,
    ah;

    Cevap Yaz
  • Elìf Ky
    Elìf Ky


    Bazı şiirler güzelliklerini kusurlarından alır,

    Cevap Yaz
  • Mustafa Bay
    Mustafa Bay

    "Yaşayan" Türk Şairlerinden, Edebiyatçılarından,
    Kendi tanımıyla, "yetenekten çok çalışkanlığı" ile öne çıkan,
    Üretken
    Çevirmen,
    Hukuktan, adaletten yana
    Biri...

    Güne gelen şiir mi?
    Sanki "mensur şiir..." Düz yazıdan, şiir ya da...

    Öne çıkan, "bir gün mutlaka yeneceğiz" diyerek dünyada var olan zulmü, savaşları çıkaran ve o savaşlarla ekonomik çıkar elde etmeye çalışan "küresel güçleri", ezilen halkları, mesela Vietnam'ı, ölen bir köylü kızını ve hayatın karmaşasını, bir umudu, bir tükenmişliği işliyor,

    Eleştirilebilir elbet,
    Kendisi de eleştiriyor zaten, kendisini...

    Ama "çalışkanlığını", kişiliğini, üretkenliğini gözardı etmeden,
    Seviyeyi düşürmeden,
    Mümkünse...
    ....

    Bir öneri, kendisiyle özdeşleşen bir başka şirini okuyun,
    Eminim daha iyi tanıyacaksınız, şairi...

    Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir şey Var

    Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
    Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
    Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
    Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği

    İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
    Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
    Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
    Kopmaz kökler salmaktır oraya

    Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
    Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
    Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
    Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin

    İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
    Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına

    İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
    Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına

    Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
    Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
    Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
    Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın

    Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
    Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
    Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
    Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı

    Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
    Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara,göğe,bütün evrene karışırcasına
    Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
    Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana

    Ataol Behramoğlu

    Saygıyla, şaire...

    Cevap Yaz

TÜM YORUMLAR (11)

Ataol Behramoğlu