Bir Fotoğrafın Esintisinden K-alemin Ucuna Düşenler
Aşk ile...
İnsan yaşarken sadece kendi hikayesini mi yazıyor zamana? Elbette kişiye özel bir izi kalıyor toprakta adımlarının...Yazarken de etrafında olan biteni, gözlemlerini düşleriyle birleştirerek ekliyor eylemlilikle ayakta durana,çoğalana...
İnsan yaşamı yeterince anlamlandırabiliyor mu? Sonuçta binbir ömürlük kovalamaca; bazen akrep bazen de yelkovanca...Bir de görmek istediklerini de zoraki sürüklüyorsa arkasından - bir varmış bir yokmuş gibi - varmak istediği o ana...Filhakika yaşam dediğimiz şey de ne kadar gerçek ise bir o kadar kurmaca...Yaz yazabildiğin kadar sevgili; işte zaman, işte mekan ve dönüyor dünya içindekilerle anbean...
Daha ötesi gerçekte olmadığı halde varmış gibi düşündüklerimiz de dökülüversin zaman sarısı kağıtlara....İşin özü, kimisi için kurmaca olurken bir başkası için gerçeğin ta kendisi olabiliyorsa ne ala. Kafamızı ellerimizin arasına alıp inceden inceye düşündüğümüzde; yaşanılan ve yaşanılmadan kağıda sarılan ne varsa soframızda; kiminin hüznüne reva, kiminin derdine deva... Gerçeğe hü.
Edebiyatta kurmacanın yer aldığı roman, hikaye, şiir, anlatı ve oyunlarda herkes kendini bir şekilde bulabilmektedir. Gerçekler ve düşler, düşenlerin ve yerinden doğrulup yeniden yola koyulanların hayat hikayesinin yazılmasında yol gösterici olabilmektedir. Başında, ortasında, sonunda, yani baht dönüşü her nerede bekliyorsa onu...
Yaşam dediğimiz de basit ve öylesine bir ömürden ibaretmiş gibi geliyorsa cana, canana, eyvahlar olsun yanılıp da yolun yarısında kalanlara... Hiçbir vakit geç değildir yılmayana...Gün vardır, gece dardır düşünene, yazana...
Bir düşünsene yüzyıllar öncesinden başlamış ömür dediğin aşk yorgunu mesel... Bizden öncekilerin izlerini çokça taşıyor olmalı el ele tutuştuğumuz kurşun kalemin ucu, anadan atadan kalma… Günümüzün soğuk klavyesinde dahi bir hüzün, bir sevinç varsa eğer yaşı hepimizden çok büyüktür muhtemelen...
Bitmez tükenmez yollar kadar uzun ve ufuk çizgisi kadar sahici bir sonsuzluktadır geçmişten bugüne içimizdeki türlü isyan...
Vakitsiz vakitlerin hüznü ağır gelir insana...Ağlayan ağlayana yoldaş olur, gülen gülenin sonsuz bekçisi... Siz hiç gülmekten yorulan canlar gördünüz mü? Asla göremezsiniz... Ama ağlarken, gökyüzünün rengi ne olursa olsun beyaz/kara bulutların var gücüyle gölgesini yeryüzüne indirdiğini iyi bilirsiniz. Öyle ki yağmur olup düşer üzerimize damla damla, ağırlığınca gözyaşı kadar…
Gün olur gece, yıldızlar sevda yangınında bilmece...Gökten üç nokta düşse bir garip kerpiçten duvara; birincisi katıla katıla gülene, ikincisi dizlerine vura vura ağlayana, üçüncüsü de düşünüp her daim düşleriyle yola revan olana...
Söylemeden içinden geçemeyeceğimiz anlar olur, sözün ağırını seçerken, söylenmeden... Varsayalım ki an o an; serp sözlerini havaya ey savurgan; de ki; kurşun kalemin ucunda sessiz bir şiir olsaydım eğer önceliği yine verirdim renginden bir tutam kırmızı güle…Ve sevgilinin avuçlarında dikensiz bir gül olsaydım eğer kanardım kızıllığının sevdasına; akıl almaz, hiç uslanmaz düşlerimin peşinde...
Dünya öyle bir mezbelelik ki, sen nasıl olur da seyyar tezgahında son yolculuğuna çıkmış bir fotoğraftan alırsın rüzgar ey fani...Sen sonbahar yaprağı mısın sevgili, bu nasıl bir uçuştur ey baki, gerçek nerende saklı senin, nasıl çoğalıyorsun sinemde, pervasız bir pencereden nasıl güne doğuyor türlü kurmaca...
Bülent Öntaş
21.05.2024 - Kerpiçten Duvara Yazılar
Kayıt Tarihi : 24.5.2024 14:55:00
![Yıldız](/Content/img/y_0.png)
![Yıldız](/Content/img/y_0.png)
![Yıldız](/Content/img/y_0.png)
![Yıldız](/Content/img/y_0.png)
![Yıldız](/Content/img/y_0.png)
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
![Bülent Öntaş](https://www.antoloji.com/i/siir/2024/05/24/bir-fotografin-esintisinden-kalemin-ucuna-dusenler.jpg)
Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!