Bir düşer aşk çölüne, Mecnun olur iz sürer
Bir varır köy köy gezer, bir selâm ile şâd sürer
Bir Fuzûlî söylerim, kan ağlar her mısraım
Bir Karacaoğlan olur, yayla yayla dile sürer
Bir gökte yıldız arar, ayla sırdaş olur gönül
Bir iner yârin eşiğine, toprak olur, yad sürer
Bir kalem kanla yazar, defter gözyaşıyla dolu
Bir sazı eline alır, telinde bin feryat sürer
Bir görür gül yüzünü, bülbül kesilir feryâdı
Bir dikene sarılır, kan içinde matem sürer
Bir mihrap taşındadır, alnı secdeye varmıştır
Bir meyhâne köşesinde, aşk şarabı tad sürer
Bir okur âyet âyet, sırlar açılır gönlünde
Bir söyler türkü gibi, dağlar ile yâd sürer
Bir Firakî gecedir, sabahı olmayan
Bir Karaman yaylası, rüzgârında bayat sürer
Bir sultanlar kuludur, tacı tahtı terk eder
Bir bir garip âşıktır, kapı kapı sürer
Bir sözüm inci döker, deryâlara benzemez
Bir susar lal olurum, sükûtum feryat sürer
Bir canı cânân ister, dünya gözüne dar gelir
Bir dünyayı severim, bir gül için bağ sürer
Bir varır Kerbelâ’ya, kanla yıkar yüzünü
Bir Çukurova düşer, harman yeri şen sürer
Bir gökte Cebrâil’im, haber taşırım dosta
Bir yeryüzü toprağı, ayak altında hor sürer
Bir yanar Fuzûlî’ce, “derdimin dermanı yok”
Bir güler Karacaoğlan, “sevda candan tatlıdır”
Bir aşkın okudur bu, değdi mi canı deler
Bir merhem olur sözü, yaralara şifa sürer
Bir benliğim dağılır, “ben” dediğim kül olur
Bir yine ben sanırım, nefsim bana put sürer
Kayıt Tarihi : 5.1.2026 10:40:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!