Dünyada olmakla, dünyada yaşamak arsındaki farkı düşündüm…
Var olmakla, varlık olmak arası, bir şey gibi geldi bana…
Seni özlediğimi düşününce, özlemlerimin tümünü sende bulduğum günler tek, tek geçti gözümün önünden…Hangisini yaşayıp, yaşamadığımın öneminin kalmadığını gördüm…
Yalnızlıktan, en çok korktuğum, ve de sensizlikten, çok korktuğum günleri düşündüm… Kollarımdaki tüylerin diken, diken oluşları geldi aklıma…
Geçiştirdim…
Belki de, bu gün bile korkuyorum…
Sanki korku yolculuğu bu, hiç bitmeyen. Demet, demet anılar bağlarının çözülmesi gibi, bir şey…
Çözülüyordu, beynimdeki anılar birer, birer. Korktuğum her şeyi yaşıyordum, korkuyu yenmek gibi bir şey değildi bunlar. Korkuyu düşünmek bile korkuturdu bazen insanı, en azından, beni… Ama yaşıyordum hepsini teker, teker. Kelimelerin Sanba’sıydı bu, birbirlerine değmeden, kıvrak ritimli müziğin sessizliğinde, yaşanıyordu… İnsanın var olmasının, yaşamın, eşsiz istemi gibi bir şey, yaşamak istiyordu beynim…
Yalnızlığın eşsiz gizemiyle…
En büyük düşmanı, puslu hayâl aynalarıydı, gözlerin. Bugünkü görüntüsüyle, geride kalan görüntüsü karşılaşıyordu aynı çerçevedeki, iki kesik ayna görüntüsünde… Korkuyordu insan, geçmiş görüntüsünden. O, dik, kararlı bakışlar gitmiş, O, kendi kendine konuşan dudaklar suskunluğa dönüşmüş… Sevginin verdiği coşkulu yüz ifadesi kaybolmuş. Yerine, ürkek ve de, yalnızımsı bir görüntü var olmuştu… Yeni yüzünde…
YALNIZIMSI GÖRÜNTÜ…
Bu nasıl bir şey ki, bütün güven ve de, özgüven duygularını, tebeşir tozlarını, karatahtadan siler gibi, kolayca yok oluş?
Zaman güveni çoğaltır mı, yoksa yalnızımsı mı yapar?
Sevgiyi özlüyorum,
aşık olduğum zamanlardaki,
bakışlarımı özlüyorum…
Yollarda kelebek gibi sekmelerimi,
özlüyorum.
Bir de seni özlüyorum, diyebilsem diyorum…
Kaç gece karanlığının, birikimi bu,
kaç gece karanlığının korkusu bu,
ve kaç gece uykusuzluğunun,
bakışı bu gözlerimdeki?
Hiç kendime benzemeyen bakışlar,
bunlar…
Binlerce yüz, birikimi gibi,
kalabalıklaştığımı görüyorum, sisli aynada,
ben yalnızım, ama, yalnızım ben…
Yalnızım…
Seni özlüyorum bu yalnız bakışlarda,
bir kez bu cümleyi söylemeyi,
özlüyorum…
İnat bu ya, yok diyorum,
böyle bir şey…
Yok, yok…
Binlerce karartının Serenat’ı bu,
kol, kola girmiş, binlerce görüntü,
ben neresindeyim, bir hayalet gibi,
ürküyorum kendimden…
Seni özlemeyi seviyorum ben,
seninle olmayı, özlemeyi seviyorum,
yalnızlık çerçevelerinde,
kendimi resimlemeyi seviyorum,
belki de…
Neyin peşinde koşmak bu gizem,
kırılmış hayat çemberi ile,
yolda kalmak mı?
Hadi canım sende,
yalnızlıkta kalabalıklaşmayı, kalabalıkları
oynamak, hepsi bu kadar…
Kendi kendine raks eden, kendini bulma uğraşısı içinde, kendini bulma umutsuzluğu, bu…
Oysa sevgi yürek dolusu, coşku değil miydi, sek, sek yürümek, uykudan kopup, göz perdelerine inen, gülücükleri toplamak değil miydi sevgi?
Üçbeş güzel kelimeyi, kendine sığınak eden, yürek dolusu kahkaha değil miydi?
En güzeli seni seviyorum diyerek, genzinden konuşmak, değil miydi, şaka yapar gibi?
NEDEN ŞİMDİ, PARMAK UÇLARIYLA KENETLENMİŞ ELLERİMİZİ ÖZLÜYORUM? Avuçlarımdaki sevginin sıcaklığını özlüyorum…
Neden sevgimin sesini özlüyorum,
neden senin sesini özlüyorum? Hani o çocuksu, utangaç, şımarık sesini özlüyorum, neden seni şımartmayı özlüyorum?
Mesajlar yazıyorum sana, sayfalar dolusu, seninle konuşuyormuş gibi. Sonra da, kendi mail adresime postalıyorum, okudukça ağlamak için… Boş sayfalar yapıp gönder tuşuna basıyorum, konusu yazılmadı diye ikaz uluyor ekranda…
Konu yok diyorum gönderiyorum kendime… Oturup birde ağlıyorum… Sorma sulu Bamya’ya döndü gözlerim…
Sen bana neden öğrettin kendime yapıyorum diye…Ya ben boş bir adam mıydım, neden döktün o zaman o kadar göz yaşı? Neden binlerce sayfa yazı “beni bırakma” diye?
Ya seni sevmiyorum desem kim inanır buna, kendim inanır mıyım, bu binlerce kelime niye, sen neye yazdın ki bu kadar çok seni seviyorum diye…
Ya adıma yazdığın kitaplar, onlar da hayâl miydi?
Ben ve sen birbirimize hayâl mıydık, umutların yalnızlığa dönüşü müydü, bizi yalnızlaştıran…
Kimin için gidişler hüsran olmamış, yalnızlık kapılarında kapı kolu gibi. Hangimiz görünmeyen yere gömmedik yalnızlığımızı, Kaçımız “ağlamaktan korkmadık”? Bu sevda yokuşu değil mi cam kırıklarına basarak yürüdüğümüz, kaçımız pişmanlık yaşamadı veya sevincini? Bizi en çok korkutan birbirimizi yitirmenin kâbusu değil miydi? Ben bunu seninle konuşurken ”sus, sus ‘bi’ şey olmaz, ‘bi’ şey olmaz bize” derken, olmaz korkusunu mu yaşıyordun?
Olmaz, olmamalı…
Gecenin karanlığında, elleri ceplerinde yürüyen insanların korkusu var mıydı, bizimkilere mi, benziyordu? Camın gölgesine gelip oturan gözlerimi görmen,
kaybetme kâbusu değil miydi avuçlarını sıktıran?
Zaman bu akıp giden, önünde ne varsa sürükleyip götüren ve bedenin ruhu ile çatışmaya girdiği, olmazlarla, olamazlarla sürüklendiğimiz zaman fırtınası….
Artık geçmiş ile gelecek arasında umut farkı, yaşamın çaresiz kesitleri…
“Hoşça kal” bir yok oluş cümlesi bu, tek kelime… Elveda sevgim denemeyecek kadar lüksü olmayan, geç kalınmış sevdaların, ayrılık cümlesi mi olur?
Geç kalınmış bir kez, yaşama geç kalınmış sevdaya sarmalanmaya. Ve geç kalınmış umutları yaşamaya…
Şimdi artık çok geç seni seviyorum demeye. “şimdi mi aklın başına geldi” denmez mi adama, bir akşam yemeğinde?
Şimdi mi aklın başına geldi, sevmeyi hatırlamak için, vakit çok geç artık, YENİDEN SEVMEK İÇİN… Çok geç… Çok geç…
Ama, en azından bir kez, elveda sevgi demek için, çok, çok zaman var… Var… …Var… Ya…
Yazı duvarları yaptım kendime küçücük ekranımda… Senin için öğrendim, seni sana anlatmak için öğrendim, bunca yıl sonra senin yaptığın gibi… Yüzlerce başlıkla yazı yazdım… Binlercesi yazılmamış kağıtlarla elimde, bitiremedim seni kendimde. Belki de bitirmek istemedim…
Şimdi yazı duvarları yapacağım gençlere, sevgilerini, özlerini yazsınlar, tek,tek kelimelerle… Seni seviyorum yazsınlar, sevgiyi yazsınlar, geç kalmadan…
A benim gülnaz yarim,
Söyler, söyler dert olur…
A benim gülnaz yarim,
Sever, sever sevmez olur…
Hayatı zorluyorum, yaşamı zorluyorum, sevgiyi zorluyorum…
Sadece uzak duruyorum, seni sevmekten, senden,
Ömrümün sonuna kadar sendeyim, diye, diye bu günlere geldim.
SENDE KALDIM AMA, SENSİZ KALDIM,
hep korktuğumdu sensizlik, ama yaşam, ta ortasına gelip oturdu,
oturttu beni….
Korkular ırmağında su içmek gibi zorunluluktu bu sensizlik…
Sende bitmeyişim, sensizlik denizinde yüzmek gibi bir şey, hiçbir kara parçasında son deniz suyu olamama gibi… Gibi işte…
Bir cümle uğulduyor beynimde “ ben sensiz olamam, ölürüm, Adamım” gibi… Bir cümle.
ADAMIN DÜŞTÜ, ADAMIM DEDİĞİN DÜŞE KALKA TUTUNUYOR HAYATA…
Şimdi sadece gülüyor, “KOCA ADAMIN” sadece ÜZÜLÜYOR…
Boş bakışları gönderirken sonsuza,
ADAM, GİBİ ADAMLAŞMAKTI arzularım....
Vurdular, vurulduk ve de, vurulmak için yaratılmış adamlığımız...
YÜREĞİ NETARAFA ÇEVİRSEK Kİ, ADAM GİBİ ADAM KALSAK....
A benim gülnaz yarim,
Sever, sever yine de gider yarim…
GİT be gülnazım, GİT…
Bu ikinci gidişin değil mi?
Ahir ömürde son gidişin değil mi? Boşver…Boşver…
Gök boşaldıkça, üstüme yağmurlar dolar,
gam, kasvet dağıldıkça, hüzün toplanır yüreklere,
ateş böcekleri pervane olur, yürek döner durur peşi sıra,
bir köşe başı açık kapılı virane evde…
Sevgi bekler kavşak başında…
Ağlayamıyorum, boğazıma nefesimi kesen bir yumru sıkışıyor…
Nefes alma çaresizliği bu,
Hangi imkansızlığın bedeli bu?
Bu neyin hesabının verilemeyişi?
Şimdi son saat dediğimiz saate,
hani bakışlarımızın yıldızlarda birleştirdiği saate,
yıldızların cümbüşte olduğu saate, son bir hediyem olacak, hani o ölümün kurtuluş veya, bağışlanma dediğimiz saatte,
bir cümle,
BİR CANA, BİR CAN LAZIM, CAN DOSTUM…
Ve;
bir şarkı sunuyorum sana,
sadece o saatte söylenen, hani ayrılanların, bir daha kavuşma şansı olmayanların adına söylenen bir şarkı, vardır ya,işte “O” şarkı…
sakin, muhlis, hıçkırmak isteyen…
“Dönülmez akşamın ufkundayım,
vakit çok geç”…
Evet, aşktan kalan son ses bu, beni hatırlatma, şansı bile olmayan,
“HOŞÇA KAL, SEVGİ”…
(İzmir- Çandarlı—Asos
Mustafa Yılmaz 4Kayıt Tarihi : 19.5.2008 15:13:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Birgün anlayacaksın beni... şiirimden esinlenerek, bu deneme yazım, Çandarlı'nın huzur veren akşamlarında kaleme alınmıştır...

Evet... 'Bir Cana, Bir Can Lazım...' Canyoldaşı, 'Can Dost' yada... Geçek değilse bile, biz yaratacağız...
Başka yolu yok..
Tebrikler Mustafa Bey...
Dünyada olmakla, dünyada yaşamak arasındaki farkı düşündüm…
Var olmakla, varlık olmak arası, bir şey gibi geldi bana… '
Harikulade bir çalışma efendim....dünyada olmakla yaşamak arasındaki fark...
dünyada olmak marifet değil elbet,
yaşamak,üretmek,öğrenmek,öğretmek,sevmek.....zor sanat yaşamak....
bir düşünür şöyle söyler....'YAŞA YAŞAT' ne güzel bir sözdür....
Efendim sizi kutluyorum,bu güzel çalışmanızı antolojime alacağım,saygımla....Canan Ereren
Dünyada olmakla, dünyada yaşamak arasındaki farkı düşündüm…
Var olmakla, varlık olmak arası, bir şey gibi geldi bana… '
Harikulade bir çalışma efendim....dünyada olmakla yaşamak arasındaki fark...
dünyada olmak marifet değil elbet,
yaşamak,üretmek,öğrenmek,öğretmek,sevmek.....zor sanat yaşamak....
bir düşünür şöyle söyler....'YAŞA YAŞAT' ne güzel bir sözdür....
Efendim sizi kutluyorum,bu güzel çalışmanızı antolojime alacağım,saygımla....Canan Ereren
kırılmış hayat çemberi ile,
yolda kalmak mı?
Hadi canım sende,
yalnızlıkta kalabalıklaşmayı, kalabalıkları
oynamak, hepsi bu kadar…
Özet buydu işte değerli şiir dostum. bU DİZELER YORUMUN DA BİTTİĞİ YERDEYDİ. Yüreğinize sağlık.Tam puanımla kutlarım.
TÜM YORUMLAR (7)