Hayat kalesini aldım ben gider
Gözlerimin çile rengi nedir bilmem.
Ömür törpüsü dile düşen ölüp gittim,
Şimdi ben fani miyim ki bilemem.
Çiçek açtı soldu döktü yaprağım,
Toprağıma hasret kaldı budağım
Ayrımıyım gayrı mıyım ki bilmem
Ağlıyor şimdi yağmurun anası,
Islanırdı garip çadır yuvası
İçinde kalanı söküp atması
Biter mi bilmedim ki bilmem
Çayım açık demde kırık bardağım
Uçurumlar kuytu benim uğrağım.
Canımı yandı ki öldüm mü bilmem.
Ne faydadır giden gelmez o yerden
Kalanı götürür günün birinde
Ağlamaklı gözler görür mü bilmem.
Yaktı yüreği ölüm acısı hesap verir.
Günün ömür sancısı düşünen var mı bilmem.
Kardeş’im halbuki ayrılığın adı ölüm mü bilmem
Geleceğe döktüm közü alevi
Yangınlara sürdüm yedi alemi
Söndüreni bir gün olur mu bilmem.
Canı verdim yaratana Allaha
Kimse gelmez iki daha dünyaya
Yaşayanlar bunu bilir mi bilmem.
Kördü gözü nefsimizin yoktur imanı,
Alır gider göğsümüzden imanı
Farkına vardın mı bilmem.
İşte benim içimdeki yangınım
Nefsime kurban olmaktır tek korktuğum
Bir kez daha aldanırım mı bilmem
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...



