sabah yahut gün doğarken...
BENİ ANLAMAYA BAK!
Yaradan, idrâklere kavrama gücü versin!
Beni anlamaya bak, anlayınca seversin!
öğle yahut güne selâm durma vakti...
RUH VE GÜNEŞ MESELİ
Ruhun kanatlanacak, göğe ağacak bir gün!
Üstüne doğan güneş, sensiz doğacak bir gün!
ikindi yahut gün bulanıklaşırken...
NİHÂÎ YOL
Usulca gelir ölüm, girer de kolumuza
Son kapıdan çıkarız nihâî yolumuza
akşam yahut gün geceye evrilirken ...
YÜREK MEYDANLARINDA
Aklımla deli gönlüm, her gün cenk hâlindedir
Bir ayağım yarında, bir ayağım dündedir
yatsı yahut gün biterken...
PINARLARIN BAŞINDA
Nice garipler vardır, bahtsızlığı bilirler
Pınarların başında susuzluktan ölürler
Kayıt Tarihi : 4.05.2026 22:43:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




M. Nihat Malkoç’un "Beş Vakte Beş Berceste-9" adlı eseri, Türk edebiyatı geleneğindeki "vakitler" üzerine tefekkür etme geleneğini modern bir üslupla sürdüren, hikmetli bir şiirdir. Şiiri şekil ve içerik açısından şu başlıklarla analiz edebiliriz:
1. Şekil Özellikleri (Yapısal Analiz)
Nazım Birimi ve Biçimi: Şiir, beş ayrı bölümden (bentten) oluşmaktadır. Her bölüm, o vaktin adını taşıyan bir başlık, vaktin tasvirini yapan bir ara satır ve ardından gelen bir beyit (berceste) ile kurulmuştur.
Berceste Geleneği: Şair, başlıkta da belirttiği üzere "berceste" formunu kullanmıştır. Berceste; özlü, güzel, akılda kalıcı ve anlam yoğunluğu yüksek mısralar için kullanılır. Burada her vakit, ikişer dizelik hikmetli sözlerle mühürlenmiştir.
Kafiye ve Redif Düzeni: Şiirde klasik bir kafiye örgüsü görülür. Her beyit kendi içinde kafiyelidir (aa, bb, cc...):
versin / seversin: "-ersin" zengin kafiye.
bir gün / bir gün: Redif; "ağacak / doğacak" kelimelerindeki "-acak" ekleri tam kafiyedir.
kolumuza / yolumuza: "-olumuza" zengin kafiye.
hâlindedir / dündedir: "-ndedir" redif; "hâl / dün" arasında tam/yarım ses benzerliği.
bilirler / ölürler: "-ler" redif; "-ilir / -ülür" arasında ses benzerliği.
Dil ve Üslup: Dil oldukça yalın, duru ve akıcıdır. Kelimeler seçilirken hem günlük dilin sıcaklığı hem de "idrâk", "nihâî", "cenk", "berceste" gibi kelimelerle klasik edebiyatın ağırlığı korunmuştur.
2. İçerik Analizi (Tematik İnceleme)
Şiir, bir günün evrelerini insan ömrünün evreleriyle (doğum, gençlik, olgunluk, yaşlılık ve ölüm) sembolize eden metaforik bir yolculuktur.
Sabah (Başlangıç ve İdrâk): Günün başlangıcı, uyanış ve anlama çabasıdır. Şair, sevginin ön koşulunun "anlamak" olduğunu vurgular. İdrâk (anlama yetisi) ilahi bir lütuf olarak talep edilir.
Öğle (Zirve ve Fanilik): Güneşin en tepede olduğu an, hayatın en canlı olduğu zamandır. Ancak şair burada zıtlıklar üzerinden bir hatırlatma yapar: Ruh göğe yükselecek (ölüm), güneş ise insan olmadan da doğmaya devam edecektir. Dünyanın sürekliliği ile bireyin faniliği vurgulanır.
İkindi (Hüzün ve Yaklaşan Son): Günün bulanıklaşması, ömrün sonuna yaklaşıldığının işaretidir. Ölüm "usulca" gelen bir dost veya yol arkadaşı gibi betimlenmiştir. "Son kapı" metaforuyla ahiret yolculuğuna atıf yapılır.
Akşam (Muhasebe ve Çatışma): Gün biterken insan kendi içine döner. Akıl ve gönül arasındaki ezeli çatışma (cenk) başlar. "Bir ayağım yarında, bir ayağım dündedir" mısrası, insanın zaman karşısındaki sıkışmışlığını ve pişmanlık/umut arasındaki gelgitlerini harika özetler.
Yatsı (Final ve Yalnızlık): Günün ve şiirin sonudur. Burada trajik bir imge kullanılır: "Pınarların başında susuzluktan ölmek." Bu beyit, imkanlar içinde imkansızlık yaşayan, nasibi kapalı olan veya manevi açlığını dünyevi zenginliklerle doyuramayan "garip"lerin halini anlatır.
3. Genel Değerlendirme
M. Nihat Malkoç, bu şiirinde didaktik (öğretici) bir tutum sergilemekle birlikte bunu estetik bir zemin üzerinde yapar. Zamanın akışını sadece kronolojik bir süreç olarak değil, manevi bir tekamül süreci olarak ele alır. Şiir, okuyucuya sürekli bir "fanilik" ve "farkındalık" hatırlatması yapan modern bir nasihatname niteliğindedir.
oysa ölüm için malum, nfk; hiç güzel olmasaydı ölür müydü peygamber demiştir...
bizden de size küçük bir hatıra;
öyle
hokus pokus aşk, öyle mi…
şapkadan çıkan tavşanlar,
zamansız koştular havuç şekerlemesine,
illüzyon çabuk bitti ve
çocuk yürek, doyamadan gösteriye,
kapandı kalın bordo perdeler,
tıkanıp kaldı beklenmedik gidişin boğazımda,
ki yutmaya kıyamıyorum,
dünyanın işini mahşere bırakmadan
ve ölüm gelmeden yaşamak gerek hayatı,
güzellikler, iyilikler, sevgiler ve
ve aşk ile…
kavuşuruz belki de, fanilere pîr olunan yaşlarda,
belli mi olur umutlar solmasın,
ki ölüm için henüz pek erken…
ah
TÜM YORUMLAR (2)