Beş Kapı Bir Anahtar l Şiiri - Erdal Bal ...

Erdal Balcı 2
63

ŞİİR


0

TAKİPÇİ

Beş Kapı Bir Anahtar l

BEŞ KAPI BİR ANAHTAR

Müellif: Erdal Balcı
Tür: Divan-ı Hikmet / Şiir ve Şerh
Tema: Kesret’ten (Çokluk) Vahdet’e (Teklik) Yolculuk Ocak 2026

MUKADDİME (Önsöz)

“Bismillah...” Bu eser, kelimelerin sözlük anlamlarından değil, ruhun mahrem duraklarından süzülmüştür. İnsan, bu gurbet hanesinde kendini arayan bir yolcudur. Yazmak ve okumak, her biri farklı bir hakikate açılan o kırk kapıdan geçme sanatıdır. Bu sayfalar boyunca gözle görmekten (Ru’yet) vazgeçip kalple görmeye (Basîret), nefsi sevmekten (Heves) vazgeçip sadakatle sevmeye (Vefâ) ve nihayetinde dildeki gürültüyü susturup gerçek kurtuluşa (Necât) ermeye davetlisiniz. Kapıları açan anahtar elimizde; o da sükût ve ihlâstır.Vücudun İklimine ve Ruhun Menbaına Yolculuk: Bir Mukaddime İnsan, kâinatın bir hülasası; kelâm ise o kâinatın ruhudur. Elinizde tuttuğunuz bu eser, sadece kağıt ve mürekkepten müteşekkil bir nesne değil; insanın kendi iç dünyasında çıktığı o engebeli ama bir o kadar da nurani yolculuğun hikâyesidir. Zira biz biliyoruz ki; hayat, sadece bir nefes alışverişi değil, bir idrak ve duyuş meselesidir. Görmenin ve Anlamanın Mertebeleri Çoğu zaman sadece baktığımızı sanırız; oysa bakmakla görmek arasındaki o uçsuz buçsuz mesafe, Ru’yet ile Kulluk arasındaki fark kadardır. Göz, maddeyi Ru’yet ile seçerken; akıl, hadiseleri Nazar süzgecinden geçirir. Ancak hakikat, ancak Basîret ile kalbe doğar ve tüm benliğimizle bir Kulluk bilincine ulaştığımızda "görmek" tamamlanır. Bu kitap, okuyucusunu satır aralarında Kırâat ederek okumaya değil, hayatı Hidâyet ile yürekten anlamaya davet etmektedir. Sevginin ve İnceliğin Dokusu Sevmek, bir iddiadan öte bir kıvamdır. Kimimiz Heves ile nefsimizin rüzgarına kapılır, kimimiz Hevâ ile akıl dairesinde sevmeye çalışırız. Fakat asıl mesele, ruhun Muhabbet ile incelmesi, gönlün Rikkat ile yumuşamasıdır. Bu eser; sadakatin adı olan Vefâ’dan, teslimiyetin adı olan Îman’a uzanan o ince köprüyü tasvir etmektedir. Ruhun nezaketi olan Şu‘ur, burada sadece bir kavram değil, yaşanması gereken bir hâldir. Düşüncenin Derinliği ve Huzurun Reçetesi İnsan, düşündüğü kadar vardır. Geçmişin yükünü Tezekkür ile hikmete dönüştüren, geleceği Tedebbür ile inşa eden ve nihayetinde kainatın delilleri üzerinde Tefekkür eden bir zihin; karanlıktan aydınlığa çıkar. Bu sayfalar boyunca size eşlik edecek olan asıl ses, sessizliğin sesidir. Çünkü biliriz ki; > “Bulan susar, susan kurtulur, kurtulan ise saadet bulur.” > Dünyanın süsü olan insanın, kendi içindeki İhlâs cevherini bulma çabasıdır bu yazıların gayesi. Eğer bu satırlar, sizin amelinize bir parça ışık, ilminize bir nebze süs ve ruhunuzun itaat iklimine bir damla su taşıyabiliyorsa, muradımız hasıl olmuş demektir. Şimdi, bu kelimelerin rehberliğinde kendi derinliğinize inmeye, Sabır ile görmeye ve Secde ile bulmaya hazır mısınız?

Vira Bismillah...

MUKADDİME (Giriş):

Beş Kapı Bir Anahtar Bismillah...
Elinizde tuttuğunuz bu eser, kelimelerin sadece sözlük anlamlarından değil, ruhun en mahrem duraklarından süzülüp gelmiştir. İnsan, bu dünya gurbetinde kendini arayan bir yolcu; hayat ise önümüze serilmiş devasa bir "Kavramlar Atlası"dır. Yazmak ve okumak, bizim için sadece bir meşgale değil; her biri farklı bir hakikate açılan o beş kapıdan geçme sanatıdır. Fesat Nârından İdrak Nûruna Yolculuğumuz, ne yazık ki sözün aslının yandığı, yalanın ve hıyanetin gönülleri viran ettiği o karanlık meydanda başlar. Ancak biz biliyoruz ki; bu fesat nârından kurtulmanın yolu, gözün gördüğüyle yetinmeyip Basîret kandilini yakmaktır. Göz sadece toprağı ve taşı görürken, gönül o zâhirin ardındaki binbir işareti okumaya memurdur. Her Kapı, Bir Mertebe Bu kitabın sayfaları arasında ilerlerken; Ru’yet kapısından bakacak, Nazar ile fikir yürütecek, Şu’ur rüzgârıyla uyanacak ve nihayetinde tüm benliğinizle Kulluk secdesine varacaksınız. Sevginin ateşten bir at gibi içimizde kişnediği, Rikkat ile gönlün bir cam gibi inceldiği ve İdrak ile her düğümün çözüldüğü o gizli bahçelere gireceksiniz. Tek Anahtar: Sükût ve İhlâs Kırk kapının her birinden bir parça daha "eksilerek" geçtikten sonra, varacağımız o son menzilde bizi bekleyen tek bir anahtar vardır: Sükût. Çünkü asıl sır, bulduğunda susmakta; sustuğunda ise gerçek kurtuluşa (Necât) ermektedir. Dünyanın süsü olan insanın, kendi içindeki o en kıymetli hazineyi, yani İhlâs’ı bulma çabasıdır bu eserin tüm derdi. Şimdi, ey yolcu... Benliğinin gölgesini kapı eşiğinde bırak ve içeri gir. "Bulan susar, susan durur; durağanlıkta sır vardır,Kurtulan mutlu olur; mutluluğun özü dar’dır."

Erdal Balcı

KAPILAR ARALANIRKEN

1. Kapı: Görmenin Mertebeleri (Ru’yet’ten Kulluk’a) Ru’yet: Gözün ilk kapısıdır, dış dünyayı temaşadır. Basîret: Kalbin devreye girdiği, “Göz yumup dünyaya bak” dediğiniz o eşsiz hayret makamıdır. Kulluk: Tüm benlikle görmenin zirvesidir; benliği kesip kula dönüşmeden ulaşılamaz.
2. Kapı: Sevmenin Kimyası (Hevâ’dan Îman’a) Hevâ ve Heves: Aklı kandıran gölgeler ve nefsin geçici ateşleridir. Vefâ: Sadakatle sevmek, dostun cefasına sabredip dilde şifa bulmaktır. Îman: Sevginin teslimiyetle mühürlendiği, insanı “ben”den kurtaran son duraktır.
3. Kapı: Anlamanın Derinliği (Dirâyet’ten İbâdet’e) Firâset: Karanlığı biçen sessiz bir kılıç gibi, bakışın doğruysa kalbin açılmasıdır. İbâdet: Sadece el kaldırmak değil, gönlü Hakk’a eğmektir; anlamanın en derin secdesidir.
4. Kapı: Düşüncenin Kanatları (Tezekkür’den Teemmül’e) Tefekkür: Kâinat kitabını her zerrede Hakk’ın sırrını görerek okumaktır. Teemmül: Ümit ve beklentiyle, yarınlara dair edilen en sessiz duadır.
5. Kapı: Sükût ve Necât (Huzurun Reçetesi) İhlâs: Amelin en saf süsü, geceyi gündüze yakan o nurdur. Necât: Susmanın bilgeliğiyle gelen o büyük kurtuluş, aşk denizinde hayat bulmaktır

1. BÖLÜM: NAR-I FESAT (Hicivler ve Toplumsal Eleştiri)

HİCİV GAZELİ

Sözün aslı yanarken nice efsâne verir cânâ
Ne demdür bilmez ol âvâre dil, her lahza bir yânâ

Emanet derdidir mâhî-i deryâ gibi cân ü ten
Ne çâre kim fesâda döndü hâk-i sıdk u îmânâ

Verip va‘d-i visâl ey meh, niyâzın aldı bî-pervâ
Döner bir lahza sonra âh ile mazlûmu hicrânâ

Bu üç illet ki çöker bir gönüle, külhân-ı hicrândır
Ziyâ-yı Hak’dan ırak düşmüş olur dâim o meydânâ

Erdal der kim: “Sırat-ı müstakîm üzre yürür ârif
Yalan, hıyanet ü ahdsizlik olmaz ana erkânâ.”

(Aruz: mefâilün mefâilün mefâilün mefâilün)

Günümüz Türkçesi ile Açıklama

Yalan söz, insanın gönlünü viran eder; O savrulmuş dil ne dediğini bilmez, her an başka tarafa döner. Emanet, ruhla beden arasındaki derin bir sorumluluk gibidir; Ne çare ki doğruluk ve iman toprağı bozulmuş, fesada uğramıştır. Ey sevgili, kavuşma sözü verdin ama pervasızca çiğnedin; Bir an geçmeden aşığı ahlar içinde bırakıp uzaklaştın. Bu üç kötülük bir gönle çökerse, orası bir acı ve ayrılık ateşi olur; Böyle biri, hakikat ışığından uzak bir meydanda kalakalmıştır. Erdal der ki: “Gerçek yolun yolcusu olan ârif, doğru yoldan şaşmaz; Yalan, hıyanet ve vefasızlık onun ahlâkı olamaz.”

HİCİV GAZELİ II

Sözün hemân olur efkârı perîşân eden yalan,
Cihânın mülkünü yıktın, pâdişâhım, bu ne figân?

Dudakta dürlü hakîkat, dile düşmüş nice riyâ,
Seninle köhne sarayda doğruluk bulmaz aslâ.

Emânet ehlisin amma hıyânet olmuş âdetin,
Kulun elinde emânet, sende yitmiş her nişânetin.

Vefâ dedikleri söz mü, yoksa masal mıdır hepsi?
Verip de tutmamak oldun devr-i saltanatın nefsi.

Bugün münafık olanın devleti olur mu bekā?
Yalan, hıyânet, vefâsızlıkla çöker her bir binâ.

HİCİV GAZELİ III

Sözün yalandır efendim, devleti gamza sürer,
Ne vakit açsan o dudak, hakikat senden ürker.

Riyâyı tac u hilâl ettin, adâlet sende garîb,
Sarayın üstüne çöken sis, senin nefesindir ayîb.

Emânet ehlisin amma, hıyânet oldu sermâye;
Kulun hakkını yiyen, sence mahşerde ne pâye?

Vefâya gel de soralım, sen mi bilirsin ahd ü peymân? Verip tutmamakla meşhûrsun, bu millet senden bîzâr hemân.

Yalan, hıyânet, vefâsızlık… Üç gamzen oldu tahtına, Münafık alâmetiyle hüküm sürülmez bahtına.

Günümüz Türkçesi ile Açıklama

1. Beyit: Efendim, senin sözün yalandır; devleti (veya saadetini) bir bakışınla keder içine sürüklersin. O dudaklarını ne zaman açsan, gerçek senden korkup kaçar.
2. Beyit: İkiyüzlülüğü kendine taç ve ay-yıldız (iktidar sembolü) yaptın, adalet senin yanında yabancı kaldı. Sarayın üstüne çöken o karanlık sis, senin ayıplanacak nefesinden başka bir şey değildir.
3. Beyit: Görünüşte emanet ehlisin ama senin asıl sermayen ihanet olmuş. Kul hakkı yiyen biri olarak, mahşer günü senin için kim utanır (veya kimin karşısında utanırsın)?
4. Beyit: Vefaya gelip soralım; sen söz vermeyi ve ant içmeyi bilir misin? Söz verip tutmamakla tanınmışsın; bu millet artık senden hemen bıkmış, usanmıştır.
5. Beyit: Yalan, ihanet ve vefasızlık... Bu üçü tahtının süsü/gamzesi oldu. Ancak münafıklık alametleriyle (bu üç kötü huyla) bir saltanatın sonu hayırla sürülmez.

MESNEVÎ NEFESİYLE

Ru’yet dedi: “Ey yolcu, gözün gördüğüne aldanma, Nazarını derine sal; sır, yüzeyde değil, kanmada.” Basîret açılınca, kalp kuyu değil gök oldu, Şu‘ur bir kuş kanadıyla ruhumu semâya doldurdu. Sevgi, ateşten bir burak idi; içimde kişnedi durdu, İdrak tutup dizginini, beni Hakk’a doğru yordu. Hevâ bir gölgeydi, aklı kandırıp iz sürdürürdü; Aşk ise bir şimşek gibi çakıp gönlümü dürdürdü. Hübb açınca bahçesini, heves utandı kendinden, Vefâ geldi ardından; îman eyledi gönlü ben’den. Dirâyet aklı yoğurur, rivâyet ardın toplardı; Hidâyet bir nur idi, gönül çölüne hoplardı. Firâset bir arı gibi koklardı gizli balı; Kırâat okur, İbâdet çözer her kelâmın hâlini. Dikkat gözün kapısıdır, rikkat gönlün ince sisi; İdrak çözer düğümleri, muhabbet eder hepsini. Şu‘ur sabah rüzgârıdır, iç âlemi uyandırır; İtaat, son inceliktir, kulun benliğini kandırır. Tezekkür geçmişin bağı, tedebbür yarın seferi, Teakkul kader ilmidir; tefekküh tartar eseri. Tefekkür gök kubbedir, teemmül ümittir onda; Her biri yol gösterir âşıka, kendi yolunda. Sonra bir ses duyuldu gönlümün en derininden: “Sabreden görür; gören hisseder; bilen iner secdeden.” “Secde eden bulur, bulan susar; susan erer sırra, Kurtulan sevinç bulur; mutluluk döner nur’a.” Bil ki dünya insana süs, insan da ilme aynadır; İlmin amelle tohumudur, amelin ihlâs kanadır. Ey yolcu, neyi ararsan kendinde ara önceden; Benlikten eksil ki Hakk’a varasın: yol budur, özceden.

2. BÖLÜM: MAKAM-I İDRAK (Kavramlar: Basîret, Rikkat, Vefâ, İdrak Kapıları)

KÖR NURUN PEŞİNDE

Gecenin omzuna yaslandım... Ru’yet açtı kapısını:“Gel,” dedi, “gözün gördüğü kadar değilsin.” Nazar saldım eşyaya,her zerre kendi hikâyesini fısıldadı. Basîret indi kalbime bir nur gibi,Şu‘ur dokundu içimdeki derin kuyuya, Sanki ruh, sevginin kanatlarında bir kırık zamandan geçiyordu. İdrak, alnıma serilen ince bir yazıydı:“Benliğinle gör ki, kulluğun tam olsun.” Hevâ düştü önüme bir gölge gibi,Aşk çarptı kalbime,Ve göğsümde bir ateş hâline geldi hübb. Heves söndü; vefâ kaldı.Îman, içimde bir dağ gibi durdu, Sesimi bile susturan bir ağırlıkla. Dirâyetle anlamaya çalıştım kendimi,Rivâyetle geçmişimin sesini. Hidâyet, geceme bir kandil astı;Firâset, sessiz bir kılıç gibi Karanlığı biçti.Kırâat, bana kelimelerin derinliğini öğretti. İbâdet…Var olan her anlamın gölgesiz hâliydi. Dikkat gözümde, rikkat gönlümde çiçeklendi, İdrak bir ırmak olup aktı,Muhabbet ruhumu çepeçevre sardı. Şu‘urtaze bir sabah gibi içime doğdu, Ve itaat…Tüm inceliğiyle beni toprağa eğdi. Tezekkür eski yaralarımı çağırdı,Tedebbür geleceği okudu. Titreyen bir kandilin alevinde. Teakkul, kaderimin ilmiklerini çözdü;Tefekküh tarttı beni Vicdan terazisinde. Tefekkür gökleri açtı üzerimde;Teemmül, ümidin gölgesini örttü yüzüme. Sonra bir ses yükseldiİçimin en kuytu yerinden: Sabreden gördü. Gören hissetti. Hisseden secde eyledi. Secde eden buldu..... Ve bulan sustu. Biliyorum artık; Dünyanın süsü insandır; İnsanın süsü ilim. İlmin süsü amel, Amelin süsü ihlâstır. Bana düşense,Kendi içimde eriyen bir söz olup, Bütün kapılardan,bir nebze daha hafif geçmek…

🚪BİRİNCİ KAPI: BASÎRET (Kalbin Temaşası)

BASÎRET GAZELİ

Göz yumup dünyaya bak, gör neymiş ol Basîret,
Kalb-i sâfî içre başlar, her zaman bir hayret.

Nûra gark olmuş gönüller, kirlerinden oldu pak, Görmeyen gönlüyle dünyâ, bir karanlık gurbet.

Nefs-i emmâre önünde çekse bin türlü perde,
Rûha bir ayna olur, kalpte olan ol ferâset.

Akl-ı dünyâ bir kuyu, idrâk ise sonsuz semâ,
Uçmak istersen o gökte, tek kanattır bu basîret.

Erdal, erdin se bu sırra, sus ve sâkin bekle sen,
Zira en son menzilindir, aşk elinden bir selâmet.

Kapının Hikmeti (Şerh)

• Basîret: Dış dünyayı değil, kalbinle hakikati gör ki hayret makamına eresin.
• Ferâset: Kalpteki sezgi ve anlayış nûrudur; karanlığı sessiz bir kılıç gibi biçer.
• Şuhûd: Görerek bilme, bizzat şahit olma halidir; her neye baksan ilahi bir tecellî görmektir.
• "Göz gördüğünü sanır; hakikatse içte saklı,
• Dış kabuk ten gibidir; öz cevherdir asıl aklı.Kapının Sırrı: Arapçada görmenin pek çok mertebesi vardır. Gözle sadece maddeyi seçmeye Ru’yet denir. Ancak insan, eşyanın ötesine geçmek istediğinde Nazar ile fikir yürütür. Yolun asıl aydınlığı ise Basîret kapısında başlar. Basîret; kalbin bir kandil gibi yanması, dış dünyadaki renklerden geçip ruhun aynasındaki nûra talip olmaktır. Bu kapıdan geçen kul bilir ki; görmek, aslında varlığı aşmaktır. Kavramsal Harita: * Ru’yet: Maddeyi gözle seçmek. * Nazar: Fikir süzgecinden geçirerek bakmak. * Basîret: Kalbin bir kandil gibi yanıp hakikati görmesi. * Kulluk: Tüm benlikle görmenin zirvesi. Hikmet: Görmek, eşyanın ardındaki nûra şahitlik etmektir. Gören kul, artık hayret makamındadır.

🚪İKİNCİ KAPI: RİKKAT (Gönül Zarafeti)

“İncelen bir ruhla ancak, yol bulursun vuslate...

” RİKKAT GAZELİ

Nefse galip gelmek istersen, gönül ver Rikkate,
İncelen bir ruhla ancak, yol bulursun vuslate.

Gözyaşıyla ıslanırsa, kalb olur bir gülşen-i aşk,
Sert olan kalpler uzaktır, dâima bu devlete.

Bir karıncanın yükünde, hisset öz can sızını,
Ermeyen rıkkatle dilde, bakamaz hiç hikmete.

Kırma bir kalbi sakın sen, Arş-ı Alâ’dır o yer,
Zulmeden her pençe bir gün, dûş olur bin zillete.

Erdal, istersen ki ruhun, nûr ile dâim dola,
Merhamet eyle cihâna, er bu nâzen rıkkate.

Kapının Hikmeti (Şerh) Rikkat:

Gönlün merhametle parlaması ve başkasının derdiyle hemhâl olmasıdır. Muhabbet: Ruhtaki inceliktir; ruhu çepeçevre sarıp sırlar düğümünü çözer. “Rikkat gönlün gözyaşı; incelikten ibaret, İnce bir hisle varılır, dâima ol devlete.” Kapının Sırrı: İnsan sadece et ve kemikten değil, incelikten yoğrulmuştur. Gözde başlayan bu zarafete Dikkat denir; ancak asıl mesele gönlün bir gül yaprağı gibi yumuşaması, yani Rikkat halidir. İncelen bir ruh, hakikate vuslatın yolunu bulur. Bu kapıdan geçmek, bir karıncanın yükünde kendi can sızısını hissetmek, hiçbir kalbi kırmadan Arş-ı Alâ’ya hürmet etmektir İtaat: Tüm benlikte inceliktir; kulu tıpkı topraktan yarılan bir tohum gibi teslimiyete götürür. Kavramsal Harita: * Dikkat: Gözdeki incelik. * Rikkat: Gönüldeki yumuşaklık ve merhamet. * Muhabbet: Ruhtaki o ince sızı. * İtaat: Tüm benlikle boyun eğme zarafeti. Hikmet: Sert olan kalp hakikatten uzaktır. Gönül ancak bir gül yaprağı gibi incelirse Arş’ın kokusunu alır.

🚪ÜÇÜNCÜ KAPI: VEFÂ-SEGVİ (Sevgi ve Sadakat)

“Gül dikensiz olmaz elbet, dost cefâsız sevilmez...” "Vefâda buldum nefesimi, Îman'da tüm benliğimi yeniden."

VEFÂ GAZELİ

Sözde durmak, dosta sâdık kalmak adın koy Vefâ, Çekmeyen bu yolda zahmet, süremez bir gün sefâ.

Gül dikensiz olmaz elbet, dost cefâsız sevilmez,
Aşk odunda yanmayan can, bulmadı dilde şifâ.

Ahde sâdık kal ki rûhun, Arş-ı Alâ’ya çıka,
Bî-vefâ olan kişide, kalmadı nûru safâ.

Eski dostun gölgesinde, dinlenir her yorgun can,
Hangi gönlün mülkü varsa, temeli elbet Vefâ.

Erdal, istersen ki ismin, bâkî kalsın dünyâda,
Her nefeste dosta sâdık, göster her dâim vefâ.

Kapının Sırrı:

Sevmek, sadece bir duygu değil, bir mertebe yürüyüşüdür. Akılla sevmeye Hevâ, nefisle sevmeye Heves denir ki bunlar geçici gölgelerdir. Ancak sevgi, sadakatle harmanlandığında adı Vefâ olur. Vefâ, aşk ateşinde yanıp dilde şifa bulmak, verilmiş bir sözü (ahdi) Arş-ı Alâ’ya kadar taşımaktır. Kavramsal Harita: * Hevâ ve Heves: Aklın ve nefsin geçici rüzgârları. * Vefâ: Sadakatle sevmek, ahde sâdık kalmak. * Îman: Tüm benliğiyle, şeksiz şüphesiz sevmek. Hikmet: Aşk ateşinde yanmayan can, dilde şifa bulamaz. Vefâ, kulun ruhlar aleminde verdiği sözü bu dünyada tutmasıdır.

🚪DÖRDÜNCÜ KAPI: İDRAK (Anlamanın Sırrı)

“Anlamazsan cevheri sen, her taşı sanırsın hâk...” "İdrak dokundu alnıma: Gören anlayandır; anlayan kulluk edendir."

İDRAK GAZELİ

Akl-ı cüz’î kâfi gelmez, ister elbet bir İdrak, Zirve-i irfâna çıkan, her kederden oldu pâk.

Okumakla bitmiyor bu, kâinatın sırları,
Ruh gerek ki anlaya ol, sırrı eylerse in’itâk.

Zâhiri gördün yeter mi, bâtına bir yol ara,
Anlamazsan cevheri sen, her taşı sanırsın hâk.

Perdeler birbir çekilse, kalbe doğsa nûr-ı Hak,
Göz kamaşsın öyle bir gün, her düğüm olsun fıkâk.

Erdal, istersen ki deryâ, katrede gizli kalsın, Sus ve seyret âlemi bak, her tecellî bir İdrak.

Kapının Sırrı:

Anlamak, sadece zihni bir çaba değil, varlığın en derin secdesidir. Akılla anlamaya Dirâyet, nakille anlamaya Rivâyet denir. Fakat hakikat, yürekle anlamak olan Hidâyet ile gönle iner. Gerçek İdrak, her kederden pak olup, her damlada (katrede) gizli olan deryayı görebilmektir.

Kapıların Hikmet Özeti:

• Vefâ: Sadakat göster ki bu yolun çilesi sonunda sana huzur versin.
• Îman: Tüm benlikle sevmektir; nefes ve varlık odur.
• İbâdet: Tüm benlikle hissederek anlamanın zirvesidir. • Hidâyet: Gökten bir nur gibi kalbe düşen hafif bir sızıdır. Kavramsal Harita: * Dirâyet: Akılla kavramak. * Hidâyet: Yürekle ve ilahi yardımla anlamak. * İbâdet: Anlamanın zirvesi; hissederek eğilmek. Hikmet: Anlamak, perdelerin kalkmasıdır. Katrede deryayı gören kişi, kâinatın sırrına vâkıf olmuştur.

🚪BEŞİNCİ KAPI: NECÂT (Kurtuluş ve Sükût)

“Bulan susar, susan kurtulur, kurtulan mutlu olur.

TEFEKKÜR GAZELİ

Her çiçekte, her böcekte eyle dâim Tefekkür,
Sırr-ı Hak her zerrede, eyler dille teşekkür.

Bak kitâb-ı kâinâtın her bir ince harfine,
Gördüğün her nakş-ı san’at, rûha bir nûrlu tezkür.

Dağ, deniz, gökler ve yer bir gizli dille söze başlar, Hikmet-i Rabb’i duyan can, gayrı olmaz mütekebbir.

Aklını rehber kılıp gez, her tecellî bir durak,
Düşünen bir kalp için dünyâ, olur her an münevver.

Erdal, istersen eğer bulmak hakîkat yolunu, Sus ve seyret âlemi, her nefes olsun tefekkür.

Kapının Sırrı:

Düşünmek, ruhun nefes almasıdır. Geçmişi Tezekkür etmek bir ayna, geleceği Tedebbür etmek ise kalbin nabzıdır. Fakat asıl büyük yolculuk, kâinat kitabını Tefekkür ile okuyup, her zerrede Hakk’ın teşekkürünü duymaktır. Bu kapıdan geçen yolcu bilir ki; gerçek kurtuluş (Necât) dilde başlar. Sabırla gören, secdeyle bulur; bulan ise ancak sükûtun o derin deryasında huzura erer.

NECÂT GAZELİ (Kurtuluş)

Sustuğun demdir ki dilde, başlar ol nûrlu Necât, Kurtulanlar buldu elbet, bahr-i aşk içre hayat.

Sabreden erdi murâda, dindi dünyâ sancısı,
Görmeyen gönlüyle bulmaz, ne selâmet ne sebât.

Nefsi bağla bir sükûtla, dursa her türlü figân,
Sessizliğin bittiği yer, rûha bir özge berat.

Buldu kim derviş olup da, bir kanaat mülkünü,
İşte odur ehl-i cennet, işte odur asıl Necât.

Erdal, istersen ki kalbin, dâima mes'ud ola,
Sus ki deryâlar durulsun, bitti her türlü memât.

Kapının Hikmeti (Şerh)

• Tefekkür: Olaylar ve deliller üzerinde, kâinatın nakışlarını okuyarak düşünmektir.
• Teemmül: Ümidin en sessiz duası, beklentiyle yoğrulmuş bir düşüncedir.
• Necât: Gerçek kurtuluştur; dildeki gürültüyü susturup aşk denizine dalmaktır.
• İhlâs: Amelin en saf nûru, kurtuluşun gizli mühürüdür. Kavramsal Harita: * Tefekkür: Olaylar üzerinde derinleşmek. * Teemmül: Ümitle bekleyerek düşünmek. * İhlâs: Amelin en saf hali. * Necât: Mutlak kurtuluş ve sessizlik. Hikmet: Bu yolun sonu sükûttur. Benlikten "eksilerek" geçen yolcu, aşk denizinde hayat bulur ve dilsiz bir duaya dönüşür.

Erdal Balcı 2
Kayıt Tarihi : 15.2.2026 19:27:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!