Habil ile Kabil’i
Tutuşturduktan sonra kavgaya
Ver elini
Sefer eyledim doğruca
Dağ deniz aşıp Mısır’a
Hiç aklında yokken Zeliha’nın
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Çok beğendim. Öyle güzel işlenmiş ki. Her şey yerli yerinde. 'Beni oku' dedirten bi şiir. Hele şiirin finali şaha kalkmış. Kutluyorum yiğit ilçemin yiğit kalemi. Nefessiz okudum.
Çok beğendim Recep Bey. Kutluyorum.
Bendim şehvet şerbetinin mucidi
Babil’de Almira’da
Bendim kapı deliğinden gözetleyen
Atina’lı kızları
Gül kokulu hamamlarda
İşte bunlar hep fallik dönemi:)
Tarih insanoğlunun tekerrür sayfalarından ibaret bir kitapcık yalnızca.
Ve o kitabın meçhul yazarı bu şiirde deşifre oluyor.
Tebrikler efendim.
Tarihten, masallardan ve bilinen öykülerden esinlenen çok güzel bir şiirdi.
İçtenlikle kutluyorum, saygılar..
Çok yönlü tarih ve kendini sorgulayan bir üslup ustalıkla yansımış mısralara. Kaleminize ve yüreğinize sağlık.Tebrik ederim.
Şeytan bunun için görevlendirilmiş, bu görevini başarıyla yapmış ve yapmaya da devam edecek... Ta kıyamete kadar...
Bizlerin nefis dediği bela, kah şehvet olmuş, kah tamah olmuş, kah mala mülke dünyaya düşkünlük olmuş...
Oysa insan üryan geldiği şu dünyadan yine üryan göçecektir... Nice köşkler saraylar, nice mevki ve makamlar sahibi olsa bile bu dünyaya ait bir çöpü bile götüremiyecektir... Durum hal böyleyken ve biz insanlar bunu biliyorken, bunca acı bunca göz yaşı ve bunca zulüm yaşaması yaşatılması nedendir?...
Tüh bana
Yuh bana
Halbu ki bendim Belhüm Adal çukurunda
Bendim batan
Boyuna kadar günaha
Şair empati kurarak, tuh bana yuh bana derken insan olarak insanca yaşamasını beceremeyen yüreklerin gözünden seslenmiş, adeta insan olabilmenin güzelliğine bir çağrı, bir uyarı bir davet vardır aslında...
Güzel şiiri ve yüreğinizi Kutluyorum Recep Bey...
Saygı ve Selamlarımla...
Şairin tercihi bu..
"Ne kadar olumsuzluk varsa bana yıkın, üstüme atın...
Yük benim, külfet benim olsun..
Nimet sizin..."
Böyle diyor şiir..
Sorumluluk duyanları tarif ediyor..
Tebrikler Recep Bey..
......................
İster Roma'da ister Atiana arenasında
Hangi çakal
düşürmeye çalıştıysa seni çukura
sen başını dik tut
hiç bir günahın hesabı kalmaz yarına
devran döner
yılanlar dolanır seni atanın ayağına
............
Şiirinizi okuyunca dilime dolanan bu naçizane dizeleri kabul buyurursanız sevinirim.
Selam ve saygılarımla
Bendim sevişen gizli saklı
Granada ve El Hamra saraylarında
Bendim azmış nefis
Pompei’de
Gomore’ de ve Sodom’ da
Bütün bunlara rağmen
Benim yerime Roma’ da
Senato tutup arenada
Hiç kabahati yokken
Bir masum çabanı parçalattı aslanlara-----------Recep bey güzeldi insan zaten kendine sorabilmeli yani enbadi kendinle konuşabilme teşekkür ederim şiirinizi ve sizi kutlarım
Bu şiir ile ilgili 12 tane yorum bulunmakta