BEN KİMİM ?
Ben dünüm, bugünüm, yarınım. Minik yürekle başlayıp ölene kadar, ahrette de var olanım. Damarlarda dolaşan kanım. Cana can katanım. Gözde yaş, kirpikte okum, hilal kaş altında; elayım, maviyim, yeşilim, üzüm karasıyım. Al yanakta gamzeyim. Dudakta yanan alevim. Sedef dişlerde inciyim. Selvi boydayım, soydayım, toydayım. Kundakta yavru, kucakta yarım. Bir ömre ömür katanım. Darda ve zorda yarım, Karakışta yorgan, bahar da çayır çimen, ıhlamurlar açınca gelenim, yazın esen yelim, hazanda altın gazel, Kaf dağında Zümrüdü Anka’yım…….Güneşim, karanlık gecelerde mehtabım, avuç avuç gökyüzüne serpilmiş yıldızım. Bacadan aşan kandilin isi, geceye yaslanan bülbülün sesiyim. Gülistanı aşıyanım… Bazen güldeki dikeni bile özleyenim.. Yüreğinde suları yakanım. Ateşte üşüyen,, Mansur’un ahiyim. Gündüzler az gelir geceler bile yetmez diyenim. Istırabım, feryadım. Ama en yüce sevideyim... Şarkılarda, türkülerde söyleyen dil, köz olmuş yüreğim. Hep benim adıma yazılır ağıtlar, nağmeler, hoyratlar. Onları çağırır, onları terennüm ederim. Ben: Âdem ile Hava’da başlayan uğruna cenneti terk edenim.. Hz. Ayşe’de kör düğümüm. Hz.Fatıma’da Türabım. Hz Hüseyin’de aşkının şehidiyim…. İmamı Azam’da yetim Hanife’yim. .Yunus’ta ücretle amel etmeyenim. Züleyha’yım, Yusuf’u zindana atanım. Leyla’yım-Mecnunum, Ferhat’ım-Şirinim, Kerem -Aslı’yım. Karacaoğlan da Elif’im. Veysel de iki kapılı hanım. Ozan Arif ‘de aha geldim aha gidenim, Mahsuni Şerif’te: Çeşmi siyahım. Abdurrahim Karakoç’ta; Mihriban ‘ım, Nazım Hikmet‘te sevgiliyim. . Çağlayan nehirler, Denizler kadar enginim. Ummana dalanım. Fırat, Dicle’yim, Kızılırmak, Yeşilırmak, Sakarya’yım,Aras, Asi’yim... Ben anneyim, babayım, kızım, kızanım, oğulum, toyda kılıç, kulakta küpeyim. Parmakta alyans, ayakta hal halım. Ak duvakta gelin, kında palayım. Umudum. Bensiz olmaz, bensiz yaşanmaz. Hayat kaynağıyım. Ölümsüzüm. Birinde biter diğerinde başlayanım. Adım anıldıkça coşarım. Yerene gülerim....Beni yok etmeğe güç yetmez. Girdiğim yürekten çıkmam. Elde avuçtayım. Kelebek kadar narin, kadife yumruk kadar sertim. Gönülsüz olmam, hep coşarım, koşarım, sadece yalnızlığa şaşarım. İki bedende bir canım ,cana can katanım, dudaktan kalbe inenim. Damarları saran kanım, canım, sol yanım. Mutluluğun anahtarıyım, Benim, senim, oyum…….Gökyüzü kadar engin, yeryüzü kadar zenginim. Yerdeyim, gökteyim. Her yerdeyim. Çayda çırayım…..Varlıkta yoklukta birdeyim. Biri bin edenim. Aştayım, işteyim. Ben olmazsam hayat durur. Dünya anlamsız olur. Bütün bu arzu-endamları içine alan, ben “SEVGİ’YİM”
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta