Bekilli’m III Şiiri - Nasıf Acar

Nasıf Acar
504

ŞİİR


10

TAKİPÇİ

Bekilli’m III

Şimdilerde,
Köklenmiş, o güzelim bağlar.
Yerlerinde,
Mis kokulu,
Dal dal lavantalar.
Kekikler,
Yer değiştirmiş,
Dağlardan bağlara, tarlalara…
Arpa ve buğday tarlaları,
Yeni sahiplerini,
Mis gibi kokularıyla,
Buyur etmişler bağırlarına…

Keklikler öterdi,
Bir zamanlar,
Tata Dağı’nın,
Güney yamaçlarında…
Kayalıkların pırnalların
Arasında
Sürüyle gezerdi,
Toy kuşları…
Mesken edinirdi dağlarını,
Sarı, turuncu ve kırmızı renkli
Meyveleriyle,
Alıç ağaçları…
Gülümserdi gün doğumuyla birlikte…
Toprak rengi, çürük kahverengili
Ahlatlar…
Tata Dağı’nın,
Asar Dağı’na bakan,
Kayaların üzerinde yayılı,
Tokmak kınalarıyla kaplı,
Turuncu yamaçlarında,
Koyunlar otlardı.
Kuzular meleşirdi.
Çoban köpekleri havlardı.

Uzaktan duyulurdu,
Köy içindeki,
Horozların ötüşü,
Köpeklerin uluması…
Kör dumanlar içinde kalır,
Karakışın,
En bereketli mevsiminde,
(Bedireklerdi) Kepeneklerdi,
Lapa lapa yağardı,
Bekilli’min üstüne karlar…

Bacalarından,
Mutluluk dumanları,
Yükselirdi gökyüzüne,
Acı odun kokulu
Dumanlar,
İstila ederdi sokakları…
Bir zamanlar,
Ben çocukken,
Bekilli’min üzerinde…

Yoksulluğun vardı,
Nasır tutmuş avuç içlerinde…
Uzaklığın,
Uzaklara düşmen vardı,
Üstünde,
Ama şarabın o iksiri,
Dağıtırdı her şeyi…

Akbabaların vardı iri iri,
Eldelek yakalarında…
Ölen hayvan leşlerinin,
Üstünde…
Kınalı ayaklı tavşanların,
Yarışırdı av köpekleriyle,
Asar Dağı’nın,
Meşe ve pırnallarla kaplı,
Koruluklarında….

Göl sadece su değil,
Göğe açılan,
Aynalı bir pencereydi…
Tata Gölü’nde
İlkbaharda
Ve kış mevsiminde,
Ne tatlı olurdu,
Diken mantarlarının,
Ve Meşe mantarlarının,
Soğanlı-yumurtalı,
Kavurmasıyla…
Kebap tadında,
Lezzetiyle,
Dünya’nın,
Birinci harikası,
Oluşurdu vücudumuzda…

Acı tütünlerin vardı,
Tarlalarda,
Emek kokan,
Alınteri kokan…
Yoksulluk kokan…
Dizerdik iğnelere yoksullukları,
Yaprak yaprak kopararak,
Düşerdik yollara katar katar,
Sabahın er vaktinde.
Düşerdik yollara, katar katar,
Lüksler aydınlığında…
Kollarımızda birikirdi,
Emeğin ılık sevgisinde,
Kırılan,
Tütünün yapraklarının,
Acı balları tütünün,
Tenimize geçerdi,
Ve o acılıklarıyla,
Katmer katmer,
Umut olurdu,
Gelecek olurdu evimize…
Birlik olurdu, dirlik olurdu,
Okul olurdu,
Aydınlık olurdu çocuklarımıza,
Ekmek olurdu,
Karın tokluğumuza,
Ayakkabı olurdu,
Çocuklarımızın ayaklarında…
Kazak olurdu,
Bayram sevinci olurdu,
Bedenlerinde, sırtlarında…

Yol sadece yol değil,
Dönüşün umuduydu
Bayramlarda…
Efsane olmuştu,
Tarihe geçmişti,
Bir zamanlar,
Londra Asfaltı’nda,
Gençlerin yürüyüşleri…
Bekilli’m

Sadece yer değil,
Bizim ata yurdumuzdur.
Burnumuzda tüter, her daim,
Hasretliğimizin
Çizilmez hudududur,
Bekilli’m

Şarap ise,
Başka bir hikaye,
Başka bir dil…
Toprak konuşur kadehte,
Zaman saygı duyar, eğilir…
Derler ya eskiler,
Baküs uğramış bu topraklara.
Gülümsemiş,
Üzüm dolu omcalara,
Karışmış,
Serin esen rüzgârlara,
Türkü olmuş,
Sevdalı yiğidin sazına
Ümmü kızın çelmesine,
Sarı saçına,
On Sekizli sırma saçının,
Örgüsüne…

Bağ kokulu,
Güneş lekeli,
Beğlece Üzümü’nün,
Kadın Parmağı, Lokurdak,
Tilki Kuyruğu, Soğuk Üzüm’ün,
Doğduğu,
Bereketli toprakların anası,
Bekilli’m

Eski zamanların birinde,
Frigya, Roma, Bizans,
Dionissapolis’e
Bir nefeslik, bir adımlık topraklarda,
Beyler anlamına gelen,
Bek’in iki
Bekili adını
Zaman
Bekilli olarak işlemiş
Kütüğüne…

Rivayetler yakıştırılmış,
Güzelliğine…
Mitolojik çağlarda da,
Tanrılar inermiş yeryüzüne,
Gizlice…
Kimi dağlara adını bırakırmış,
Kimi sulara yüzünü…
Ama biri var ki,
Tanrılar içinde
Yurt diye,
Toprağı seçmiş kendine…
Asmaların göklere,
Dua gibi yükseldiği,
Üzümün şehri,
Şarabın memleketi
Bekillim’e

Baküs…
Burada yürüdü,
Çıplak ayaklarıyla,
Nabzını dinledi toprağın,
Avuçlarında…
Güneşi ezdi,
Üzüm taneleriyle…
Akşamı kattı,
Mor salkımlara…

Rüzgârın hışırtılarının,
Türkülere eşlik ettiği,
Şarap rengi ezgileri,
Gönderdi bağ aralarına…
Her yaprağa,
Biraz neşe,
Biraz sır bıraktı.
Mallıkkaşları’nın,
Uzun enlerin,
Aşağı bağların,
Sisli sabahları,
Bir tanrı nefesi gibi,
Çöker ortalığa…
Tata Gölü,
Aynadır göğe…
Bulutlar bile,
Sarhoş yansır sularında…
Pembelere bezenmiş,
Gelin üzümün,
Soğuk Üzüm’ün, Tilki Kuyruğu’n
Kadın Parmağın, Lokurdak’ın
Mevlânâ Külahı’n, İri Üzüm’ün,
Kuş Üzünü’n, Kara Üzüm’ün,
Daha nicelerin…

Sisli sabahları,
Bir kış vaktinde,
Bir tanrı nefesi gibi,
Çöker ortalığa…
Bulutlar bile,
Sarhoş gezer,
Yağmurlu gökyüzünde…

Bir serinlik bir hoş koku,
Damağında gezinir,
Kokulu Misket’in..
İnce bir hüzünle dağılır,
Sarışın yaz gecelerine…

Bekilli’min
Bekçisi gibi durur,
Uzun Çalı Dağı’m
Korur zamana karşı,
Üzüm bağlarını…
Dionysos…

Pekmezler kaynar,
Altın köpüklü,
Bakır kazanlarda…
Kışa saklanan,
Yaz gibidir…
Dayanamaz çocuklar,
Parmak parmak yer,
Pekmezin köpüklerinden…
Tadı,
Parmaklarından,
Yüreklere bir yol çizer,
Nakış nakış işler sevgisini,
Bekilli’min…

Dinlenir şaraplar,
Toprak küplerde.
Zamanla dost olan,
Sabırlar gibi…
Her kadehte,
Biraz Bekilli’m vardır.
Bir yudumda,
Asar Dağı’mın gölgesi…
Uzaktan izler onu,
Aslankara Dağı…
Bir yudumda,
Bağ bozumu şarkıları…
Bir yudumda,
Eski bir tanrının gülüşü…

Gençler uzaklara gitse de,
Şehirler karışsa da,
Yollarına…
Lacivert hatıralarında,
Düşlerin…
İçleri burkulur,
Bir akşam vakti,
Mor bir salkımı görünce…
Düşlerinin,(hatıralarının)
En mahrem köşelerinde…
Aklına düşer,
Bayramlarda seyranlarda
Döner gelir…
Bir nefesi bin yıla bedeldir,
O kalbimizde her daim özeldir.
Emek kokulu
Bekilli’m…

Mor karanlık akşamlarında,
Bir kadeh,
Dünya’yı
Satın almaya bedeldir,
Çünkü Bekilli
Sadece bir ilçe değil,
Toprağın kalbinde saklı,
Bir efsane,
Ve hala,
Rüzgârlar estiğinde,
Bağlar arasından,
Usulca geçer Baküs…
Bir asmayı okşar,
Bir kadehi kutsar….

Nasıf ACAR
27.01.2026
11.00

Bereketler/DENİZLİ

Nasıf Acar
Kayıt Tarihi : 26.05.2026 10:20:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!