Bavula Sığan Aşk Şiiri - Mustafa Alp

Mustafa Alp
403

ŞİİR


4

TAKİPÇİ

Bavula Sığan Aşk

bir akşam üstüydü,
güneş yavaş yavaş sırtını dönüyordu dünyaya,
gölgeler uzamış,
insanların içi kısalmıştı.
o gün anladım,
ev kurmak kolaymış da
içine sevda koymak zormuş meğer.

bir kapı açmıştık beraber,
eşiğine tuz serpmiştik,
bolluk olsun demiştin.
ben de gülmüştüm,
yeter ki sen ol,
gerisi gelir demiştim.

meğer insan en çok
bu cümlelerden vurulurmuş.

bir masa almıştık eskiciden,
dört ayağından biri kısa,
altına karton sıkıştırmıştık,
idare eder demiştin.
biz de idare ettik işte,
koskoca hayatı
bir karton parçasıyla dengelemeye çalıştık.

perdeleri sen seçmiştin,
açık mavi,
gökyüzü gibi ferah olsun istemiştin.
şimdi o perdeler
rüzgar estikçe dalgalanıyor,
ama içeri giren
gökyüzü değil,
yalnızlık oluyor.

sobayı birlikte kurmuştuk köşeye,
ilk ateşi sen yakmıştın,
kıvılcımlar gözlerine vurmuştu,
bak demiştin,
ateş bile bize benziyor.
şimdi o soba soğuk,
külü dağılmış,
tıpkı içim gibi.

bir raf çakmıştım duvara,
üstüne iki fincan koymuştuk,
biri sana, biri bana.
şimdi bir fincan eksik,
diğeri boş duruyor,
sanki soruyor bana.
nereye gitti öteki?

gidişin bir kapı çarpması değildi,
ne büyük bir kavga,
ne de kırık dökük sözler.
sessizce topladın eşyalarını,
bir bavula sığdırdın yılları,
sonra dönüp baktın mı bilmiyorum,
ben bakamadım.

çünkü insan
en çok arkasından gidene değil,
dönüp bakmayana kırılırmış.

evin içi büyüdü o gün,
duvarlar uzaklaştı birbirinden,
masa küçüldü,
sandalye çoğaldı sanki,
ama oturan yok.

çaydanlık kaynıyor hala,
alışkanlık işte,
iki bardak koyuyorum bazen,
sonra birini geri boşaltıyorum.
insan sevdiğine göre
demliyormuş çayı,
onu öğrendim.

yastığın kokusu kaldı bir süre,
gece yüzümü çevirdim o tarafa,
belki bir iz,
belki bir sıcaklık kalmıştır diye.
ama zaman acımasız,
kokuları bile siliyor.

bir saksı yasemen vardı pencere önünde,
sen her sabah konuşurdun onunla,
büyü de kokunu bize sakla derdin.
şimdi yaprakları sarardı,
suyu eksik değil,
ama sesi eksik.
bitkiler bile
sevdayı tanırmış meğer.

komşular sordu bir ara,
gelmedi mi hanım? dediler.
başımı eğdim,
memlekete gitti annesinin yanına dedim.
insan en çok
başkalarına söylerken inanırmış yalanına.

gece olunca
evin içi başka bir şeye dönüşüyor,
ay ışığı vuruyor duvara,
gölgen iki kişi gibi görünüyor bazen,
elimi uzatıyorum,
havaya değiyor sadece.

anladım ki,
ev taşla yapılır,
eşya parayla alınır,
ama yuva
iki kalbin aynı anda çarpmasıyla kurulurmuş.
biri susunca
bütün odalar susuyor.

bir gün cesaret edip
dolabı açtım,
bir köşede unuttuğun bir fular,
ucunda saç telin dolanmış.
oturdum yere,
fuları yüzüme bastım,
insan bazen
bir saç teline sığınırmış.

sokağa çıktım bir akşam,
penceremize baktım uzaktan,
ışık yanıyordu,
ama içeride kimse yoktu.
o an anladım,
ışık yanmakla
ev dolu olmuyormuş.

günler geçti,
duvarlara alıştım,
yokluğuna değil ama
sessizliğine alıştım biraz.
insan her şeye alışır derler ya,
yalan değilmiş.
ama alışmak
unutmak değilmiş.

bir gün masanın altındaki kartonu çıkardım,
dört ayak eşit oldu,
masa dimdik durdu.
ama biz
o kadar sağlam duramamışız meğer.

şimdi bu evde
bir adam yaşıyor sadece,
bir masa, bir sandalye,
bir soğuk soba,
bir yarım fincan çay.

ama bil ki,
bir zamanlar burada
bir aşk vardı.
ekmek bölündü,
çay paylaşıldı,
aynı yastıkta
aynı düş görüldü.

ve sen gittin ya,
bu ev yıkılmadı,
duvarlar çatlamadı,
çatı akmadı.
ama içimde
koskoca bir oda çöktü.

şimdi her sabah pencereyi açıyorum,
güneş giriyor içeri,
toz zerreleri yine dans ediyor.
hayat devam ediyor işte.

ama bil ki,
bazı evler ayakta kalır,
bazı eşyalar yerinde durur,
fakat bazı aşklar
bir bavula sığar
ve gider.

ben burada kaldım,
bir kapı,
bir masa,
bir yarım kalmış hayatla.

adını anmıyorum artık,
ama bu ev
hala seni fısıldıyor geceleri...

Mustafa Alp
31/01/2024 04.00

Mustafa Alp
Kayıt Tarihi : 16.2.2026 00:42:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!