Çıkıp göklere
İki kelâm etmeliyim İsrafil ile güzelliğin adına
İç çektirip üfletene kadar suru
Gidişini anlatmalıyım biraz
Düşüyor aklımdan yüzün, elin, saçların
Bir çocuk bırakıyorum avluna
Yüreğinde ihtiyar bir adamın kederi
Gözleri nemli
Bir çocuk bırakıyorum avluna
Yumuk yumuk elleri
Herkes bi şeyler konuşuyordu etrafımda, herkes kendisinin derdinin ondan daha büyük olduğunu iddia edip yarıştırıyordu, kimisi arabam yok, evim yok diye mallara yüklemişti derdini diğeri ona buna..
Her Adanaspor maçından sonra 4 arkadaş oturup içerdik bi meyhane de, ilk yarım saat nasıl yendik, nasıl yenildik, nasıl o golü kaçırdık, hoca o değişikliği niye yapmadı derken. 3. Duble de kalp sızısı dile düşerdi, ben Yağmur'u anlatırdım onlar dinlerlerdi, diğeri evlilikten duyduğu pişmanlığı anlatırdı, öteki aşkmış kızmış bu şeylere önem vermezdi. Ali vardı birde..
Ali anlatmazdı pek, sende ne var ne yok dediğimizde ''asgari şekilde sürdürebildiğimiz kadar sürdürüyoruz işte'' derdi hep..
-Abi çiçek adam mı olur Allah aşkına bıraksana ya.
+Olur kardeşim olur niye olmasın?
-Nasıl olur abi? Anlat bilelim... Nasıl olur?
Nereye düşeriz dünyanın kapısından çıksak
Hangi soluk yüz
Hangi iklim karşılar
Cesaret versin bakışın
Yardım et tetiğe basmama
Birlikte havaya iki el sıkalım
O kadar uzak ki kadın adamdan
Adamın dokunsa parmakları, silinmez kadının yaşları
Bir kez daha ağlar kadın..
O kadar duymaz ki kadının kulakları adamın mutluluğa dair türlü sözleri, kadının sahnesinde başarısız bir Romeo ve Jüliet denemesi..
Ezan vaktidir ismin her duyduğumda ardından ibadete daldığım. Ellerin cennetin tanığı. Ben tüm yüzsüzlüğüyle seni sevmeye yeltenen divane. Oradasın evet biliyorum hatta burada kanapemde oturan, çayımı yudumlayansın. Tüm gerçekliğisin dünyanın benim sadece düşlerim.
5 yaşında lunapark dönüşüm, göklere uçup giden mavi balonum. Ben tüm gurursuzluğuyla arkandan ağlayan çilli küçük çocuk. Buradasın gösterdiğim yerde.
Gençliğim gurbete gidişlerisin, annemin yemekleri babamın kolları. Ben tüm utangaçlığıyla seni özleyen 20’lerinde delikanlı. Oradasın evet biliyorum, bakıp başkasına, ellerini tutan sarılansın benimse hayallerim.
Beni buraya düşüren neydi daha sonra anlatacağım ama 15 Mayıs 1992 tarihi bir şekilde kendimi deliler hastanesinde bulmuştum. Haplar, doktor kontrolleri şu bu derken etrafımda dolaşan diğer delilere ve ortama ayak uydurmaya çalışıyordum henüz neden burada olduğum ve beni kim buraya tıktığı konusunda hiç bir fikrim yoktu...
Bir tarafta sürekli etrafta gezenler, diğer yanda bir noktaya anlamsız uzun uzun bakanlar, sürekli oturduğum yere gelip sigara isteyenler daha niceleri
Fakat hiç biri dikkatimi elinde sürekli bir mezar taşıyla yerde başı eğik oturan bembeyaz saçı ve sakalı birbirine karışmış 65lerindeki adam kadar çekmiyordu, sürekli aynı yerde oturuyor, iki eliyle gögsüne bastırdığı küçük mezar taşını sarıyor, kimseyle tek kelime konuşmuyordu. Dilsiz olduğunu, sağır olduğunu düşünenler bile vardı.
Bir delinin sayıklaması olsun dünya
Gülüp geçelim
Unutalım her şeyi
Bir tek hafızamda sen, senin hafızanda ben
Ülkelerin birbirlerine papatya fırlattığı kelime olsun savaş
Sözlüğümüzde gerek kalmasın barış’a
Bak şu söğüt ağacının dalında sallanıp duran ruhum
Bir bedene iki kurşun yeter
Ruhu öldürmeye dört harfle, bir kadın
Eğer
Bir çiçek solduysa




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!