kurumuş bir fidanım gözyaşım kifâyetsiz
hâlâ küçük çocuğum özlemim nihâyetsiz
terâzim hüzün dolu yüküm ağır geliyor
seneler kalbur misal gelip geçip eliyor
hasretlik yüreğimi bir mıh gibi deliyor
sönmüş tüten ocağın başında yok ağlayan
ne desem ne söylesem gönül artık kanmıyor
gam olmayan yürekte bir köz dahi yanmıyor
temessül etsen bir an hayal kâfi anmıyor
gurbet sıla ne bilsin özüm beni bağlayan
kulağım çınlamakta öksüz sesini duydum
içim çatlayıp çöktü bu canı enkaz saydım
günah sevâbı geçti hiçi kefeye koydum
eğildi yetim başım göz pınarım çağlayan
içim sana âşikâr cümleyi ağyar saydım
mîâdı dolsa bile sonu gelmeyen aydım
sensizlik silkeledi dipsiz boşluğa kaydım
şişe geçmiş ciğerim gülüverir dağlayan
rûhum bedene dargın hapishâne âşiyân
her vakitte ısırır kuytuya sinmiş çıyan
geçtim dünya hanından kapıyı aç gardiyan
acı bir kelâm olur urganımı yağlayan
çorak toprak gibiyim çatlayıp küsmüş yere
bir damla su dilenmiş el açmışım kaç kere
meçhul bir âlemdeyim her yanım yara bere
sırtımda kimsesizlik kör bıçağı zağlayan
düşmanım çamur atar dostum sıvar yüzüme
içimdeki sancıdan yaş inmiyor gözüme
yaşın genç deseler de dayanmışım yüzüme
dertlerimle kocadım vicdânımdır tığlayan
can kafesi kırıldı “su çatlağını buldu”
bir fânînin esvâbı ha ipek şal ha çuldu
ya bir zengin desinler ya da fakir bir kuldu
kabir istirâhatı sonsuz huzur sağlayan
ötelerden ses versen gölgen düşse başıma
sen gidince küçüldüm indim hiçlik yaşıma
hüzünlerim peyderpey zehir katar aşıma
târife hâcet mi var ahvâlim Hakk’a ayan
Kayıt Tarihi : 12.3.2025 00:07:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!