aynı yabancı ışık düşerken perde aralığından,
insan neden kalktığını değil de
neden hâlâ dönmediğini soruyorsa kendine,
O sırada sokaklar isimlerini söylemiyorsa
O sırada kapılar tanımıyorsa yüzünü,
O sırada her adımda biraz daha eksiliyorsan,
kimsenin fark etmediği bir yerinden...
Kalabalıklar içinden geçiyorsun,
sesler omzuna çarpıp düşüyor yere,
hiçbiri senin adını bilmiyor,
hiçbiri çocukluğunun neresinden kırıldığını,
ve akşam olduğunda
bir tabak daha koyulmuyor masaya,
boşluklar alışkanlık oluyor.
Ellerin çalışıyor,
zaman ilerliyor,
ama içindeki saat
hep aynı vakitte kalıyor,
bir sesin çağırdığı,
ayakkabıların kapı önünde çıkarıldığı...
Bazen bir koku çarpıyor yüzüne,
yanmış ekmek ya da yağmurdan sonra toprak,
işte o an göğsünün tam ortasında bir şey
İşte o an usulca çözülüyor,
İşte o an uzak bir mutfakta
birinin seni beklediğini hatırlatır gibi.
Duvarlar soğuk burada,
cümleler yarım,
gülüşler ödünç,
ve geceleri
başını koyduğun yer
seni tanımıyor.
Oysa bir yer vardır,
ne kadar gecikirsen gecik
kapısını açtığında hesap sormayan,
sessizce omzundan yorgunluğu alan,
adını söylemeden seni sen yapan.
Orada zaman yavaşlar,
çay hep biraz fazla demlidir,
sandalyeler gıcırdar
ama sessizlikte bile seslidir,
Derler ki
ne kadar uzağa savrulursa savrulsun,
bir gün ayaklarının altındaki yol
kendiliğinden oraya doğru kıvrılır.
Çünkü bazı yerler vardır,
gidilen değil, dönülendir.
Kayıt Tarihi : 29.1.2026 23:20:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!