yol ıslanmasın diye
şemsiye açanlara...
baba bana bağırma
bülbülleri kaçırdın ormanlarımdan
kulaklarımın kapılarını havalara uçurdun
kapılar baba kapılar pencereleri alıp gittiler
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




'Baba Bana Bağırma' - kime söylemiş şair bu kelimeleri?
'
'yol ıslanmasın diye
şemsiye açanlara...' - söylemiş
Şiir siyasi- ictimai karakter taşıyor: Bakın şairin derdi nedir?
'bayrak direklerine konan kartalları anlat'
'hapisanelerde hintyağı gibi bir şeydi zaman
hastanelerde pıhtılaşmış kan gemisi gibi '
'karılarının namuslarını dillerinde saklayan '
'televizyon kanallarında yitirilen çocuklar'
've depolara indirilen Lenin heykelleri vardı
Sovyet Rusya'da
kafandaki duvarları
niye cebine koymuyorsun sen baba '
'arkasını ezilenlerin yaladığı
bir posta puludur dünya
bir karadelik yutana kadar uzayda bizi
asansör boşluğuna itilen bir kedisin sen ' - kime demiş bu kelimeleri şair? Çektiği kendi derdi değil şairin. Tüm dünyanın derdidir.
'söylemenin tam sırası
ülkeyi bu duruma senin oy verdiğin
partiler getirdi baba
ama ben buradayım, burada hiçbir şeyi unutmadan
bir yaşamlık kaygı duruşundayım
yakın tarihimiz için ' - Bu dertlerin içinde kendi ülkesinin de hangi durumda olduğunu diyor.
'baba bana bağırma
bacağından vurulursa bir şiir ' - şairler vurularsa, susturularsa bir ülkede, o ülkenin , o devletin hali ne olur.
Tarih boyu susturulan şairleri, alimleri, bilim adamlarını hatırlayın.
Emir Teymur ne demiş. ' Ne zamana kadar kılınç çekip kan dökeceyiz?' Nİye sözümüz değil kılıncımız keserlidir? -yani
Nesiminin derisi niye soyuldu, Galiley neden ateşde yakıldı doğru konuşdukları için.
Tebrik ediyorum Günün şairini
Seçici kurula da teşekkür ediyorum.
Güzel bir şiir okudum
Uzun zamandır böyle iyi kurgulu,kafiyesi ve ruhu bütün şiir okumamıştım 'günün şiiri'nde..Tebrikler Akgün'e...Kalbnden geçeni şiire döüştüren evren sevgisine minnetle...
Kontrol et sesini;
Baba lütfen bağırma!
Terbiye et nefsini;
Bil gidiyor ağırıma!
babaya ihanet et!
terk et onu !
Yakın tarihimizin siyasal çalkantılı yıllarını içsel diliyle özelleştiren,bir o kadar evrenselleştiren iç boyutların ,dış boyutlarla bütünleştiği ülkesinin bir ferdi olarak yurt sevgisini işleyen bunları söylerken halkına göndermeler yapan,dolu dolu bir şiir. kutluyorum..
baba
kuşları sen ürküttün
kazanı sen devirdin
şehrin şartelini de sen indirdin
güneşe giden treni de sen engelledin
bana bağırma baba
inekleri de sütten keseceksin
suçlarını bana yükleme baba...
Baba bana bağırma
Sağır olan sensin çünki...
hak edilirse babalar bağırır ama öbür türlüsü nasıl. hadi hayırlısı
''DAM ÜSTÜNDE SAKSAĞAN , VUR BELİNE KAZMAYI''...
Bu şiir denilen yazının ; her dizesini , yukarıdaki tekerleme ile karşılaştırın , araya bazı siyasi sloganlar katın bakalım ayrılık görebilecek misiniz...?Üstelik bu siyasi sloganlar da tartışmaya açık...
Aman;hiç unutma ,YÜZLERİNİ SAKALLARINDA SAKALLARINI YÜZÜNDE UNUTAN ADAMLARI...
Babanın sana bağırması çok haklı...Böyle saçmasapan bir şiir olur mu...?Elbette olur...Aynı saçmalıklardan nasiplenip aynı absürtlükleri uygun görenler tarafından da tasvip edilir...Hoş karşılanır...
atasinin soy ağacı yapragindan doyan bir tirtilin rengarenk kelebege dönüsme hikayesi.
ve
yagmurlu bir havada dünya turuna cikip, 'niye ucamiyorum baba?' diye bagiriyor. bence.
saygilar,
Bu şiir ile ilgili 51 tane yorum bulunmakta