Baba / 3 Şiiri - Baki Ortak

Baki Ortak
1112

ŞİİR


5

TAKİPÇİ

Baba / 3

“Baban öldü dediler…”

Ne kadar kolay söylediler bu cümleyi.
İki kelimeye sığdırdılar
bir ömrün koca ağırlığını.

Oysa ben biliyorum baba,
sen bir cümle değildin.
Sen, çocukluğumun duvarlarına sinmiş
ekmek kokusuydun.
Kapının açılışından tanıdığım sesti sesin.
Akşamları eve dönen ayak seslerin,
benim için dünyanın hâlâ yerli yerinde olduğunun işaretiydi.

Şimdi o kapı açılıyor da
sen gelmiyorsun.

Ev aynı ev…
Duvarlar aynı duvar…
Masa yerinde, sandalye yerinde,
saat yine duvarda ağır ağır ilerliyor.

Ama evin içinde
adı konulmamış bir boşluk var.

Sen yoksun baba.

Ve insan bazı yoklukların
mobilya gibi yer değiştirmediğini,
evin bir köşesinde değil,
doğrudan insanın içine yerleştiğini
çok geç öğreniyor.

Çocukken sırtını dağ bilirdim.

Düşersem kaldırır,
korkarsam yanımda durur,
yolumu şaşırsam
elimi tutup eve götürür sanırdım.

Meğer insan büyüdükçe
babasını kaybetme ihtimalini değil,
babasının ölümsüz olduğuna dair
çocukluk inancını kaybediyormuş.

Sen gidince
çocukluğum da biraz öldü baba.

Sokağın başında bekleyen
o küçük çocuk yok artık.

O çocuk büyüdü.

Ama içimde hâlâ
“Babam gelir.”
diye kapıya bakan biri var.

Bazen gecenin en sessiz yerinde
sanki anahtarın kapıda dönüyor.

Bir an…

Sadece bir an
evin bütün ışıkları yanıyor içimde.

Sonra sessizlik.

Ve anlıyorum:

Sen değilsin.

Hatıran.

Baba,
senin ellerin nasıldı biliyor musun?

Yorgundu.

Çatlak, nasırlı,
hayatın yükünü taşıya taşıya
sessizleşmiş ellerdi.

Biz çocukken
o ellerin ne kadar büyük bir mücadele verdiğini anlamadık.

Bir lokmanın ardındaki emeği,
bir çift ayakkabının ardındaki fedakârlığı,
bir evin sıcaklığının ardındaki uykusuz geceleri
hesaplayamadık.

Sen yoruldun,
bize belli etmedin.

Üzüldün,
gülümsedin.

Canın yandı,
“Bir şeyim yok.” dedin.

Babalık böyle bir şey miydi?

Kendi yarasını saklayıp
evladının yarasına merhem olmak…

Şimdi düşünüyorum da
sen bize yalnızca ekmek getirmemişsin baba.

Güven getirmişsin.

Başımızı kaldırıp
dünyaya karşı durabileceğimiz
sessiz bir cesaret bırakmışsın.

Sen gittikten sonra
hayatın bazı soruları cevapsız kaldı.

Kime soracağım şimdi
“Baba, doğru mu yaptım?” diye?

Kimin yüzüne bakıp
içimdeki çocuk gibi
rahatlayacağım?

Kim, tek bir bakışıyla
dünyanın bütün korkularını
birkaç saniyeliğine susturacak?

Baba…

İnsan babasını kaybedince
gökyüzünün biraz daha uzak olduğunu sanıyor.

Bulutlara bakıyor.

Bir şey arıyor.

Bir işaret…

Bir ses…

Bir “Oğlum”
duymayı bekliyor.

Ama gökyüzü susuyor.

Toprak susuyor.

Ev susuyor.

Ve insan,
hayatın ne kadar büyük bir vedadan ibaret olduğunu
ilk kez bu kadar derinden anlıyor.

Senin ardından
annemin yüzüne baktım.

O da sustu.

Bazı acılar vardır baba,
iki insanın gözlerinde konuşur
ama dillerine uğramaz.

Sen gittin.

Onun omzundan bir parça eksildi.

Benim çocukluğumdan.

Evimizin sesinden.

Bayramlarımızdan.

Soframızdan.

Ve yıllar geçse de
kimsenin yerine koyamayacağı
o büyük kelimeden:

Baba.

Bazen mezarına gidiyorum.

Konuşuyorum seninle.

Dünyada söyleyemediğim ne varsa
toprağın başında söylüyorum.

“Baba, ben iyiyim.” diyorum.

Ama bu cümlenin içinde
kocaman bir yalan saklı.

Çünkü insan
babasına “iyiyim” derken bile
içinden biraz çocuk ağlıyor.

Keşke bir kez daha
elini öpebilseydim.

Keşke bir kez daha
“Babam” diyebilseydim.

Keşke zamanın kapısını çalıp
birkaç dakika geri isteyebilseydim senden.

Ama zaman sağır baba.

Ne yalvarış duyuyor
ne gözyaşı.

Ölüm ise
kimsenin pazarlık edemediği
eski bir hüküm gibi
geliyor.

Sen gittin.

Ben kaldım.

Fakat senden kalanlarla…

Bir nasihatınla,
bir bakışınla,
bir gülüşünle,
çocukluğuma bıraktığın izlerle
yürüyorum hâlâ.

Şimdi anlıyorum:

Bazı babalar ölmez.

Toprağın altında değil,
evlatlarının karakterinde yaşarlar.

Bir çocuğa yapılan iyilikte,
bir yetimin başını okşayan elde,
bir sofrada paylaşılan ekmekte,
bir babanın evladına bıraktığı
güzel ahlakta yeniden doğarlar.

Sen de bende yaşıyorsun baba.

Ben her doğruda
senden bir parça taşıyorum.

Her güzel sözde
sesinin yankısını duyuyorum.

Her zor günümde
“Dayan.” diyen
o eski bakışını hatırlıyorum.

Ve biliyorum…

Bir gün benim de saçlarıma ak düşecek.

Bir gün ben de
çocuklarımın gözlerinde
senin baktığın gibi bakacağım hayata.

İşte o zaman
seni daha iyi anlayacağım.

Belki o zaman
senin sustuğun yerlerden
ben konuşacağım.

Ve çocuklarım soracak:

“Büyükbaba nasıl biriydi?”

Ben diyeceğim ki:

“Büyükbaban,
evimizin direğiydi.

Çok konuşmazdı.

Ama biz onun yanında
dünyanın yıkılmayacağını sanırdık.”

Sonra susacağım.

Çünkü bazı insanlar anlatılmaz baba.

Bazı insanlar
bir ömre sığmaz.

Sen de sığmadın.

Bir mezar taşına hiç sığmadın.

Sen benim çocukluğuma,
benim bugünlerime,
yarınlarıma sığdın.

Ve şimdi her sabah
güneş doğarken
içimde sana ayrılmış bir yer uyanıyor.

Adını sessizce söylüyorum:

Baba…

Duyuyor musun?

Ben hâlâ
senin evladınım.

Hâlâ bir yanım
kapının önünde bekliyor.

Hâlâ başımı kaldırıp
gökyüzüne bakıyorum.

Belki bir gün
bir rüzgâr eser.

Belki bir kuş geçer penceremden.

Belki hiçbir şey olmaz.

Ama ben yine de
seni beklemeye devam edeceğim.

Çünkü insan
babasını toprağa verse bile
onu kalbinden çıkaramıyor.

Sen gittin baba.

Ama bende bıraktığın sevgi
ölmedi.

Kul Ortak der ki:
Ve ben yaşadığım sürece
senin adın
içimde yaşamaya devam edecek.
Baba...

KUL ORTAK

Baki Ortak
Kayıt Tarihi : 27.08.2026 18:54:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!