Sahil kenarında ufacık bir kulübede yaşıyordu,sahil kenarındaki tek kulübede,kimsenin uğramadığı o kıyı şeridinde.Erken kalkardı sabahları; güneş merhaba demeden şehre,sokulurdu usulca denizin koynuna.Saatlerce gezerdi kumsalı boydan boya,bazen yüzerdi dalgaların yıkmak için her gece dövdüğü fakat deviremediği kayalara.Kendini en güvende hissettiği yer denizin ortasından bir kule gibi ihtişamla yükselen o kayalardı belki de...Biraz dinlendikten sonra oltasını çıkarıp savuruyordu mavi çarşafın en derinlerine,bedenindeki tüm öfkesiyle ve her çekişinde bir balık çırpınıyordu,feryat ediyordu can havliyle.İçindeki tüm şefkatiyle oltasından kurtarıyordu ve birşeyler anlattıktan sonra yeni bir yol,yeni bir sayfa açıyordu ellerinde çırpınan balıklara; günlerce sürüyordu bu devinim.Telafisi olmayan bir savaşı kaybetmiş gibi üzgün bakıyordu gözleri,bir balığı suya bıraktığında ise ayaklarının altında can çekişiyordu sanki dünya.Ve aklıma köy kahvesinde o yaşlı amcanın anlattıkları geliyordu.Evet,evet anlattığı yalnız kaptan bu olmalıydı.Bir sabah deniz kıyısında bulmuşlar; dalgalarla sahile vurduğu gün kaybetmiş suiletini.O gün ilk ve son kez konuşmuş bir daha kimse tek kelime duyamamış ağzından ve ümitlerini yitirmiş herkes; o yüzden ne geleni ne de soranı olmamış.Üzerlerine yanardağlar ateşini püskürtürken,kapanmışlar sevdalarının üstüne ve bir sandalla açılmışlar bilmedikleri bir limandan özgürlüğe kanat çırpan martılar gibi...Hayalleri varmış; gökkubbenin altında şarkı söyleyen dalgaların sesiyle uyanmak,bir balığın suyun üstünde dans edişini izleyebilecekleri,yakamozlardan beşik yapabilecekleri,yosun kokulu sahilde küçük bir kulübe...En son hatırladığı sahneyse devrilen sandalla mavinin derinliklerine gömülürken bile sımsıkı sarılmalarıymış.Günlerce aramış köylülerle hiçbir iz bulamamışlar,kendi arayışı yıllarca sürmüş gece gündüz demeden ve bir gece sokulurken sabaha onun da köylüler gibi tükenmiş umudu,ay giderken sel kalmış gözlerinde.Denizin ortasında batırmış tekneyi hayalleriyle birlikte oysa hayallerini derinliklerine gömerken onu hep teninin üstünde tutmuş o karanlık sular.Şimdi ise o her an yanındaymış gibi yalandan kurduğu dünyada yaşamaya çalışıyordu.Erken kalkardı sabahları; güneş merhaba demeden şehre bir iz bulabilmek için hiç sıkılmadan hergün sokulurdu usulca denizin kıyısından bir iz bulamayınca belki kendisi gibi kıyıya vurmuştur umuduyla saatlerce gezerdi kumsalı boydan boya...Sonra yüzerdi; içindeki tüm öfkeyle denize kafa tutan o kayalara.Şimdi anlıyorum oysa ki ne kadar çok sevdiğini söyleyip selam gönderiyormuş; yeni bir yol,yeni bir sayfa açıp usulca denize bıraktığı balıklarla Aysel'in yaşadığı o karanlık sulara...
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta