Aynı dam altında, dört ayrı dünya,
Herkesin elinde, sahte bir rüya.
Sohbetler gömüldü, derin kuyuya,
Sesini unuttu, ana babalar.
Baba bir köşede, haber peşinde,
Anne bir grupta, elin işinde.
Evlatlar kaybolmuş, ekran düşünde,
Duvarlar örüldü, oda oda bak.
Göz göze gelmeye, kalmadı mecal,
Duygular mekanik, sevgiler sanal.
Sofradan kalkanlar, hemen bir kanal,
Sükûtun içinde, fırtına koptu.
Eskiden bir demlik, huzur dolardı,
Gülüşler samimi, dertler azaldı.
Şimdi o sıcaklık, maziye daldı,
Kabloyla bağlandık, koptuk özden biz.
Diz dize oturup, ayrı bakıştık,
Biz bu sessizliğe, nasıl alıştık?
Hasretin narıyla, yandık tutuştuk,
Gönül kapısını, kapattı bu cam.
Bayramın tadı yok, mesajla biter,
Eskinin özlemi, burnumda tüter.
Sanal bir gürültü, her sesten beter,
Ruhun huzurunu, kuruttu bu cam.
Çocuklar masalı, ekrandan dinler,
Ninniler sustu da, tıklar ve inler.
Kayboldu o masum, o güzel günler,
Fıtratın bağını, kopardı bu cam.
Akşamın hayrı yok, sabahı zindan,
Herkes bir parça bak, koptu bu candan.
Seslenirsin duymaz, öbür yanından,
Araya mesafeler, koydu bu cam.
Evlat ana bilmez, ana ise dert,
Ekranın başında, herkes pek bir sert.
Yalnızlık büyüdü, oldu bir namert,
Ocağın ferini, söndürdü bu cam.
Murat der; uyanın, vakit geçmeden,
Ecel kadehini, kimse içmeden.
Sevgi köprüleri, hepten göçmeden,
Sarılın gerçeğe, varken nefesiniz.
Kayıt Tarihi : 25.12.2025 13:31:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!