Aynadaki Deli Şiiri - Güven Küçük

Güven Küçük
53

ŞİİR


2

TAKİPÇİ

Aynadaki Deli

Beyaz duvarlar daralıyor, hemşireler uykuya daldı,
İlaç kokulu koridorlarda, ruhum bir sokakta asılı kaldı.
Gizli gizli yazıyorum bu mektubu, doktorlar görmesin diye,
Anılarım sürgün ediliyor sanki, her an başka bir ülkeye.
Yanımda bir adam var, başına kartondan yamuk bir taç takmış,
Kendini koca bir hakan, yedi cihanın tek sahibi sanmış.
Ona denk bir güzellik yok, cihanda bulunmaz bir dengi;
Sen bilirsin ey koca Sultan, neydi onun gözlerinin rengi?

​Mürekkebi bitmiş bir kalem gibi siliniyor hatıralar içimde,
Kayboluyorum her gün biraz daha, meçhul ve puslu biçimde.
Pencere kenarında biri oturuyor, gözleri sonsuz boşluğa takılı,
Sanki kainatın bütün sırları, onun o yorgun zihninde saklı.
"Ey akıl sahibi," diyorum, "aydınlat bu dilsiz ve karanlık geceyi,"
"Bana geri ver nolur, zihnimden kaçan o en mukaddes heceyi."
Zihnimde yarım kalmış, kimsesiz bir öksüzün düşü;
Sen bilirsin ey bilge Filozof, nasıldı onun o hüzünlü gülüşü?

​Zaman burada bir kum saati, ama kumlar zihnime doluyor,
En taze hatıram bile, gün batmada dalında kuruyup soluyor.
Karşı yatakta bir dahi var, duvarlara karışık rakamlar çiziyor,
Evrenin gizli kanunlarını, bir bakışta çözdüğünü sanıyor.
"Sayın Profesör," diyorum, "teorilerinde bir eksik kalmasın,"
"Zihnimdeki bu büyük boşluğu, belki sen o formülün ile anlarsın."
Geceler boyu kaçan, o huzursuz ve yorgun ruhun uykusu;
Sen bilirsin ey dahi Profesör, neydi onun saçlarının kokusu?

​Bahçede nöbetçiler geziyor, bakışları birer kurşun gibi ağır,
Kaçıyorum o sert gözlerden, her yer dilsiz, her yer sağır.
En uçtaki o loş oda, sanki bir karargâh, ruhumu tırmalıyor bu zifiri gece,
Kendini kumandan sanan adam, emirler yağdırıyor duvarlara binlerce.
"Paşam," diyorum, "orduların hazır bekliyor, başlayalım mı büyük cenge,"
"Ama benim mağlup kalbim, boyandı çoktan o en acı renge."
Hâlâ kulağımda çınlar, o en masum, o en son nefesi;
Sen bilirsin ey yüce Kumandan, nasıldı onun o titreyen sesi?

​Kelimeler benden firar ediyor, dönmüyor dilim artık ismine,
Bir yabancıymış gibi bakıyorum, kalbimdeki o soluk resmine.
Bahçede bir gölge duruyor, eline aldığı kuru bir dalı kalem yapmış,
Kendini bütün asırların, en büyük ve en dertli şairi sanmış.
"Ey üstadım," diyorum, "mısraların dertle dolup dışarı taşarken,"
"Bana bir ilham ver ne olur, vakit henüz unutmak için çok erken."
Yarım kalan mısraların, içimde kopan o son feryadı;
Sen bilirsin ey akıllı Şair, neydi sevdasından delirdiğimin adı?

​Işıklar sönmek üzere artık, belki de bu son satırlarım,
Kendi sessizliğimin derinlerinde, çaresiz bir başıma kalırım.
Piyano çalıyor biri hayalinde, Beethoven sanıyor bu gece kendini,
Hayali notalar dökülüyor parmaklarından, yıkıyor sabır bendini.
"Ey Maestro," diyorum, "bestele nolur benim bu en son acımı,"
"Dindirsin bu eşsiz melodi, ruhumdaki o bitmez ve derin sancımı."
Aklımdan silinmeden, o dönülmez yollardan gel geri;
Sen bilirsin ey eşsiz üstad, neresiydi benim kalbimdeki yeri?

​Gölge çöktü koridora, karşımdaki aynada yabancı bir adam,
Yüzünde bin yıllık keder, gözlerinde verilen hüküm bir idam.
"Bak dostum," diyorum, "herkes gitti, bir sen kaldın geriye,"
"Anlat nolur, ben kimim, bu sızı neden dönüştü bu deliye?"
Oysa bakmıyor yüzüme, sadece dudakları kıpırdıyor sessizce,
Biraz bana benziyor, biraz herkese, biraz deliye, kaybolmuşum bu bilmecede.
Her şeyi hatırlıyorum da bir tek onun yüzü yok, zihnim kapkara;
Sen bilirsin ey aynadaki deli, ben niye buradayım, nasıl açıldı ruhumdaki yara?

Güven Küçük
Kayıt Tarihi : 30.12.2025 09:46:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!