Ah benim körler ülkesinde ayna satan kalbim.
Sen ki kaç mevsimdir görülmeyen renklere kandın,
Gözlerini kendi elleriyle kapatmış bu kalabalığa
Mavi bir gökyüzü taşımaktan bıkmadın da,
Geldin, en çok kendi kuytu karanlığında yandın.
Biz ömrümüzü bir avuç kül gibi savurduk yollara.
Değmeyen ellere sarılıp, yabancı gölgelere sığındık.
Başkalarının kederini taşıdık ceplerimizde yıllarca
Şimdi bir çocuğun masumiyetiyle sığınıyorum kendi kıyıma
Ben artık yoruldum başkasının sızısını taşımaktan,
Yoruldum başkasının yarasına merhem olmaktan,
Yoruldum bu kentin yabancı kokan rüzgarından.
Arınsın ruhum o büyük ve lüzumsuz kalabalıktan.
Dönelim en başa, toprak gibi yalın, bir dilim ekmek sıcak,
Ve gecenin en zifirinde söylenen bir türkü gibi samimi.
Ben artık kendi masalımı anlatıp, sadece sen kokmak istiyorum.
Yağsın dağların yağmuru, yıkasın üstümüzdeki yabancı kokuları,
Çıkarıp atalım ruhumuzdan emanet duyguları, dönelim özümüze
Bırak elde ne varsa gitsin kederimiz kalsın geriye,
Kime ne verdiysek eksildik şu fani dünyada,
Kimin harına koştuysak geldik kendi narımızda yandık.
Bırak aksın içimizdeki o kadim, o boynu bükük ırmak.
Biz el kapılarında bir zerre medet beklerken,
En çok kendimizi sevmeyi unutmuşuz meğer.
Şimdi gecenin bu ıssız, bu dağ başı kimsesizliğinde,
Bütün yalan sevdaları çıkarıp atıyorum üzerimden.
Ne aynalarda bir yüz arıyorum ne de sağır yüreklere bir çığlık.
Kendi kabuğuma çekiliyorum sessiz, mağrur ve tek başıma.
Savrulmam artık elin esen rüzgârından, yoruldu bu yorgun beden,
Ben bu katran karanlık sokakların ve ışıklı vitrinlerin yabancısıyım,
Artık en çok kendi nefesimin darlığında boğuluyorum.
Yürek heybemi bağladım sırtıma, kendi özüme gidiyorum.
Artık sadece kendim olmak, kendi yalnızlığım gibi kokmak istiyorum...
Varsın kimse anlamasın bu derin, bu yorgun susuşu,
Varsın boyun eğdi, yenildi desinler arkamızdan,
O kuytu kahvehanelerde adımızı eksik söyleyenler.
Oysa biz, hayatın tam ortasında, o en sert fırtınasında durup
Kendi içimizdeki o en kadim sakinliği bulduk.
Kaç feryat eskitir sitemi, kaç ahşap kapı yüzümüzü örter?
Biz hepsinin bedelini ödedik bu ömrün,
Defteri kapatıp çekildik dağlardaki en kuytu köşemize.
Ne bir alacak kaldı geride ne de kimseye verecek bir minnet.
Yalnızca göğsümüzde ağırlaşan o bildik, o eski sızı.
Korkmam artık o harami acılardan.
Şimdi kendi yaralarıma basarak büyüyorum
En çok da kendi çilemle pişip toprak oluyorum.
Bırak kıyamet kopsun, körler ülkesindekiler kendi gölgeleriyle avunsun.
Biz artık o pazar yerlerinde ayna satmayı bıraktık.
Şimdi her seher vakti çiğ düşmüş taze toprak kokusuyla,
En yalın, en hesapsız halimizle, yalnızca kendimize uyanıyoruz.
Kayıt Tarihi : 27.08.2026 11:45:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!