/kavga her zaman vardı bu ülkede, ama sevdayı yüreklerden indirmeyen
hiçbir kavga düşürmezdi yere, kurşunu arkadan göndermeyen/
…………..ciğerlerimiz ucuz akbaba tezgahlarında görücüye çıkmasın diye
tütünümüzü zehirle tütsüler, şarabı berbat kokusundan çekerdik içimize
kimi gün ortasının yağmur olup ıslattığı, hangi mevsimdik hiç bilmiyorum
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




İSTANBUL'U İSTANBUL'LU GİBİ HANİ OSMANLI DÖNEMİNDEKİ TERTEMİZ AŞKLARI SİNDİRE SİNDİRE YAŞAMAYI ÇOK İSTERDİM.YA DA BİR OSMANLI EFENDİSİ OLMAYI ÇOK İSTERDİM KAVGA ETMEDEN GÜRÜLTÜSÜZ PATIRTISIZ.HER YER GİBİ İSTANBUL DA KİRLENMİŞ...BELKİ ÇOĞU AŞKLARI DA...CEVAT HOCAM KUTLUYORUM MÜKEMMEL DİZELERİNİZİ.TAM PUAN.SELAM VE SAYGILARIMLA...
Şiirlerinizde kayboluyorum okurken.Yüreğinize sağlık.Listemde.Saygıyla......
Efendim, şiiriniz harika...Ve son noktayı yine siz koymuşsunuz. Bana düşen bu harika şiiri okuma fırsatı verdiğiniz için teşekkür etmektir. Çok teşekkür ederim. Saygılar
ayaydın yüreğimle
gecenin içinden
doğacak günler adına tekrar tekrar merhaba!
Hayran kaldım Üstad;Türkçe'ye,şiire ve imgelere olan hakimiyetinize...Kutluyorum...
ciğerlerimiz ucuz akbaba tezgahlarında görücüye çıkmasın diye
tütünümüzü zehirle tütsüler, şarabı berbat kokusundan çekerdik içimize
kimi gün ortasının yağmur olup ıslattığı, hangi mevsimdik hiç bilmiyorum
başımızda belalı dumanlar, uçsuz deliliklere şahlanırdık, öyle hatırlıyorum
delikanlıydık bıyıkları ter atmaya başlamış, uykusuz ay kurşunu gecelerdik
bugüne taşıdık zamandan ağır sancılar içinde, sevdanın baştan gitmezini
ve kıvılcımlarından alnımıza akort ettiğimiz, kalın sesli devrim türkülerini.
çok şeyler değişti diyorlar..köprünün altından çok sular aktı diyorlar ya..akacak su da kalmamışken..nedir değişen ..ne yazsa iyi yazıyor cevat abi...
Cevat Bey yelkeninizi deli rüzgarlarla şişimişsiniz eskilere ta Cenevizlilere zaman tünelinden ulaşmışsınız.Selamlar,Şükrü topallar
'Hayal deryasına ben bazı bazı/Dalmasam bir türlü, dalsam bir türlü...' Yelkeninin rüzgârı hiç kesilmesin, sevgili Çeştepe...
Enver Özçağlayan
harikalar yaratılmış.. kaleminize sağlık
Şiirinizin adı bana bir kaç yıl önce okuduğum Meave Binchi' nin Ateş Böceklerinin Mevsimi isimli romanını anımsattı değerli üstadım.Evet, o romanda da kavgalar vardı. Ve her kavgada olduğu gibi kazananlar, kaybedenler...
Ateş böceklerini anlayabilmek ne mümkün?Ben de cam kavanozlarda saklamıştım onları çocukken,dünyayı aydınlatacaklarını sanıp.Yanılmışım.Onlar ki aydınlatırken ölürler...
Ruhunuzdaki devrimci ateş hiç küllenmemiş.
Küllenmesin de...Yoksa biz nasıl okurduk bu güzel şiirleri?.Okumak çok güzeldi. Kutlarım tam puanımla Sn. Çeştepe...Naime Özeren
Bu şiir ile ilgili 105 tane yorum bulunmakta