Aşk Sofrası 1 Şiiri - Aşk Aşkın Şehri Ordu

Aşk Aşkın Şehri Ordu
7446

ŞİİR


72

TAKİPÇİ

Aşk Sofrası 1

Ayrılık bir sınavsa,
ben sabrımla onu aşarım;
çünkü seven insan
beklemeyi de sevmeyi öğrenir.
Ve eğer bir gün yollarımız kesişirse,
bu bir başlangıç olmayacak,
yarım kalmış bir hikâyenin
hak ettiği sonu olacak.
Aşk

Seni sevdim ve hâlâ seviyorum;
içimde usulca yanan o eski ateş sönmedi.
Ne bir sitem var dilimde,
ne de bir beklenti; yalnızca adın,
sessizce kalbimde dolaşır.
Seni üzmek istemem,
ne de hatıramla incitmek;
çünkü gerçek aşk, sevdiğini özgür bırakmayı bilir.
Gittin ve ben sustum.
Ama bu susuş, bir vazgeçiş değil;
bir saygıdır sana.
Belki bir gün, başka birinin gözlerinde
aynı huzuru bulursun;
benim sana dilediğim gibi
saf, sakin ve sonsuz.
Ve ben…
seni nasıl sevdiysem, öylece hatırlarım:
Sessiz, derin ve biraz da kader gibi.
Aşk

Özlemek…
senin bende bıraktığın
en uzun cümle;
virgüller var
ama nokta yok.
Aşk

İçimde yer kalmadı sana,
çünkü sen
her yerdesin.
Gitmek dedin,
gittin.
Ama bilmedin:
İnsan,
gidenle değil
kalanla yaşar.
Ve sen,
bende kaldın.
Aşk

Eğer bu bir sahne ise sevgilim,
ben son perdeyi sabırla beklerim;
çünkü en büyük kavuşmalar,
en uzun ayrılıklardan doğar.
Ve gün gelir de yollarımız kesişirse,
bu bir başlangıç olmayacak,
yarım kalmış bir sevdanın
hak ettiği sonsuzluk olacak.
Aşk

Seni sevdim ve hâlâ seviyorum;
içimde sessizce yanan
o eski ateş sönmedi.
Ne bir sitem taşıyorum,
ne de bir isyan; yalnızca adın,
usulca kalbimde dolaşır.
Gittin ve ben sustum.
Bu susuş bir kırgınlık değil,
sana duyduğum saygıdır.
Keşke mutluluğu benimle bulsaydın;
ama şimdi diliyorum ki
başka bir yürekte huzur bulasın.
Ve ben…
seni nasıl sevdiysem
öylece hatırlayacağım:
Sessiz, derin ve biraz da kader gibi.
Aşk

Seni özlemek
bir neden değil
sonuç.
Ne yaptıysam
sana çıktım.
Yokluğun
en kalabalık yerim.
Sonra aşk,
bulunca değil
kaybedince çoğalıyor.
Aşk

Bugün seni düşündüm,
öyle durup dururken.
Bir martı geçti mesela,
hiç ilgisi yoktu aslında
ama aklıma sen geldin.
Çay söyledim sonra,
iki şeker attım;
halbuki ben
şekersiz içerim.
Garip oluyor insan,
sevince biraz değişiyor galiba.
Akşamüstü bir rüzgâr çıktı,
ceplerimi yokladım,
ellerim boştu,
içim değil.
Ben seni
öyle büyük büyük değil,
günlük şeylerle seviyorum.
Aşk

İsterdim ki
mutluluk seninle benim olsun;
ama olmadı.
Şimdi tek dileğim,
hayatın sana benim veremediğim huzuru vermesi.
Aşk

Seni sevdim;
bu sevda belki artık
yalnızca sessiz bir hatıra içimde.
Ama bazı ateşler vardır,
kül olsa da sıcaklığını saklar.
Ne sana kırgınım
ne de kaderime;
çünkü aşk,
bazen kavuşmak değil
iyi dileklerle susabilmektir.
Gözlerin hâlâ
gecelerime uğruyor usulca;
ve ben,
eski bir şarkıyı dinler gibi
seni hatırlıyorum.
İsterdim ki
mutluluk seninle benim olsun;
ama olmadı.
Şimdi tek dileğim,
hayatın sana benim veremediğim huzuru vermesi.
Ve ben seni
bir yara gibi değil,
güzel ama uzak bir yıldız gibi taşıyacağım içimde,
erişilmez
ama hep ışık veren.
Aşk

Seni sevmek,
anlamı olmayan bir dünyada
inatla anlam aramak gibiydi.
Belki saçmaydı. Ama insan,
bazı saçmalıkları yaşayarak haklı çıkarır.
Sen gittin.
Dünya değişmedi; güneş yine doğdu,
kahveler yine soğudu,
insanlar yine birbirine yalan söyledi.
Ama ben, aynı dünya içinde
başka bir yalnızlığa düştüm.
Özlemek tuhaf şey…
Bir insanı değil sadece,
onun yanında olduğun hâlini de arıyorsun.
Ve belki aşk, iki yalnızlığın
bir süreliğine birbirini unutmasıydı.
Şimdi yokluğunla yaşıyorum; sessizce, abartmadan.
Çünkü bazı acılar bağırınca değil, susunca büyür.
Yine de sabahları perdeleri açıyorum.
Bu, umut mu bilmiyorum ama insan,
en anlamsız günlerde bile ışığı görmek istiyor.
Aşk

Bazı sırlar
çözüldüğünde değil,
hissedildiğinde anlamlı.
Ve ben seni
bir teori gibi değil,
evrenin en zarif mucizesi gibi seviyorum.
Aşk

Seni sevmek,
zamanı başka türlü yaşamaktı.
Seninle geçen bir dakika,
evrenin bütün yasalarını unutturacak kadar kısa;
sensiz geçen bir gece ise
ışık yılları kadar uzun.
Belki de aşk,
iki ruh arasındaki görünmez çekimdir;
adı konmamış bir kütleçekimi.
Ne kadar uzaklaşsan da
beni sana çeken bir kuvvet var.
Ve anladım ki
zaman mutlak değilmiş gerçekten;
çünkü seni düşünürken duruyor,
unutmaya çalışırken hızlanıyor.
İnsan evreni çözebilir belki,
yıldızların doğumunu,
ışığın yönünü,
sonsuzluğun hesabını…
ama bir kalbin
neden başka bir kalbi seçtiğini
hiçbir denklem açıklayamıyor.
Yine de güzel bu bilinmezlik.
Çünkü bazı sırlar
çözüldüğünde değil,
hissedildiğinde anlamlı.
Ve ben seni
bir teori gibi değil,
evrenin en zarif mucizesi gibi seviyorum.
Aşk

İnsan evreni çözebilir belki,
yıldızların doğumunu,
ışığın yönünü,
sonsuzluğun hesabını…
ama bir kalbin
neden başka bir kalbi seçtiğini
hiçbir denklem açıklayamıyor.
Aşk

Seni özlemek,
içinde çıkışı olmayan bir koridorda
aynı kapıyı yeniden aramak gibi.
Biliyorum, açılmayacak belki;
ama insan bazı kapıların önünden
gitmeyi beceremiyor.
Sen gittin. Bunu herkes normal karşıladı.
Bir tek içimdeki dünya uzun süre yerinden kalkamadı.
Şimdi sokaklardan geçiyorum, insanlar konuşuyor, gülüyor, yaşıyor ve ben hepsine biraz yabancıyım.
Çünkü insan, gerçekten sevdiği birini kaybedince yalnız kalmıyor sadece;
kendi içindeki düzen de bozuluyor.
Bazen düşünüyorum:
Belki de aşk, insanın kendi eksikliğini
başka bir insanda görmesidir.
Ve bu yüzden seni unutmak değil,
kendimden çıkmak zor geliyor bana.
Yine de her sabah uyanıyorum.
Bu bir umut mu, alışkanlık mı bilmiyorum.
Ama galiba insan, en karanlık yalnızlıkta bile birinin geri dönebileceğine sessizce inanıyor.
Aşk

Seni unutmaya çalıştım,
olmadı.
Çünkü insan
aklından çıkarıyor bazen,
lakin kalbinden değil.
Yokluğun,
öyle sessiz ki;
duymayan herkes
geçti sanıyor.
Oysa ben biliyorum:
Aşk,
bitince değil,
susunca derinleşiyor.
Aşk

Seni unutmaya çalıştım,
olmadı.
Çünkü insan
en çok neyi saklarsa
orada büyüyor.
Yokluğun,
bir eksik değil artık,
alıştığım bir sızı.
Ve anladığım:
Aşk,
geçince değil,
kalınca yoruyormuş.
Aşk

Şimdi aynalara daha az bakıyorum;
çünkü yüzümde
senden kalan bir eksiklik var.
Aşk

Seni özlemek,
her gün aynı rüyadan uyanıp
hiç uyanamamış olmak gibi.
İnsanlar konuşuyor,
sokaklar dolu,
hayat devam ediyor deniyor
ama bazı kayıplar
zamanın içine sıkışıp kalıyor.
Sen gittin.
Bunu aklım kabul etti belki,
ama içimde bir yer
hâlâ kapının açılmasını bekliyor.
Garip olan şu:
İnsan birini kaybedince
yalnızca onu değil,
kendine ait bir parçayı da yitiriyor.
Şimdi aynalara daha az bakıyorum;
çünkü yüzümde
senden kalan bir eksiklik var.
Ve geceleri…
en çok geceleri anlıyorum:
sessizlik,
bazı insanların yokluğuna verilen en uzun cevaptır.
Yine de seni unutmak istemiyorum.
Çünkü bazı acılar,
iyileşince değil,
kaybolunca korkutuyor insanı.
Aşk

Bugün yine seni düşündüm,
hem de hiçbir sebep yokken.
Otobüste cam kenarına oturdum,
yağmur başladı.
İnsan yağmuru görünce
birini özlüyor galiba.
Bir simit aldım sonra,
martılar toplandı etrafıma;
bir tek sen yoktun.
Garip şey…
dünya eksilmiyor aslında,
ama insanın içi
bir kişi gidince boşalıyor.
Akşam eve döndüm,
ceketimi astım,
yalnızlığımı çıkaramadım.
Ben seni
öyle destan gibi değil,
günlük bir hüzün gibi seviyorum.
Aşk

Seni bir yağmur sonrası gibi sevdim,
şehir susmuştu,
içim değil.
Adın,
dilimde duran bir kelime değil artık;
gecelerime yayılan
uzun bir yalnızlık.
Özlemek…
senin bende bıraktığın
en güzel yaradır;
kanamıyor,
ama kapanmıyor da.
Bir bakışın vardı,
şimdi yok
ama ben hâlâ
o bakışın altında yaşıyorum.
Ve garip…
insan en çok
kavuşamadığı şeyi
tam seviyor.
Aşk

Ey gecemin susturamadığı isim,
Seni anmak, yaralı bir yıldızı avuçlamak gibi;
Işığı güzel, dokunuşu acı.
Sen gittin ama gidişin bile burada kaldı;
çünkü bazı ayrılıklar bedenden çıkar,
kalpten çıkmaz.
Zaman önümden geçiyor şimdi,
sessiz bir nehir gibi; ama her saat,
adını biraz daha derine yazıyor içime.
Ey uzaklığın içindeki en yakın,
Bil ki seni unutmadım,
yalnızca özlemeyi öğrendim.
Ve eğer kader bizi yeniden karşılaştırırsa,
Ben seni ilk günkü gibi değil,
bütün kayıplarımdan geçmiş biri gibi seveceğim.
Çünkü aşk, sevgilim,
yalnız kavuşmak değildir; bazen insanın
bir yokluğu ömrü boyunca taşıyabilmesidir.
Aşk

Seni unutmaya çalışmak,
kilitli bir odada açık pencere aramak gibi.
İnsan bir süre sonra çıkamayacağını anlıyor; ama yine de duvarlara bakmayı bırakmıyor. Sen gittin. Kimse fark etmedi.
Şehir aynı gürültüyle devam etti, tramvaylar geçti, insanlar ekmek aldı, kahkahalar duyuldu. Bir tek benim içimde bir şey yerinden söküldü. Şimdi her şey biraz yabancı. Kendi sesim bile. Çünkü insan, gerçekten sevdiği biri gidince kendine de tam dönemiyor.
Geceleri ışığı kapatıyorum ama karanlık artmıyor; demek ki insanın en büyük gecesi
içinde başlıyormuş.
Yine de seni düşünmeyi bırakmıyorum.
Belki bu bir umut değildir artık,
yalnızca alışılmış bir acıdır.
Ve bazı acılar, iyileşmediği hâlde
insanın yaşama biçimi oluyor.
Aşk

Bugün seni unutur gibi oldum,
sevindim biraz.
Sonra bir şarkı çaldı kahvede,
çay soğudu,
akşam oldu,
yine sen.
Garip iş…
insan bazılarını
hiç düşünmeden de özlüyor.
Sokakta yürürken
ellerimi cebime soktum,
bir boşluk geçti içimden;
hava değilmiş.
Eve geldim sonra,
ışığı açtım,
yalnızlık zaten oturuyormuş içeride.
Ben seni
öyle büyük acılarla değil,
alışılmış bir eksiklik gibi seviyorum.
Aşk

SEVDİM
Seni bir yağmur sonrası gibi sevdim,
şehir susmuştu,
içim değil.
Adın,
dilimde duran bir kelime değil artık;
gecelerime yayılan
uzun bir yalnızlık.

Çünkü aşk,
sevgilim,
yalnız kavuşmak değildir;
bazen insanın
bir yokluğu
ömrü boyunca taşıyabilmesidir.

Oooooooooyeeeee

Çünkü aşk,
sevgilim,
yalnız kavuşmak değildir;
bazen insanın
bir yokluğu
ömrü boyunca taşıyabilmesidir.

Özlemek…
senin bende bıraktığın
en güzel yaradır;
kanamıyor,
ama kapanmıyor da.
Bir bakışın vardı,
şimdi yok
ama ben hâlâ
o bakışın altında yaşıyorum.
Ve garip…
insan en çok
kavuşamadığı şeyi
tam seviyor.

Çünkü aşk,
sevgilim,
yalnız kavuşmak değildir;
bazen insanın
bir yokluğu
ömrü boyunca taşıyabilmesidir.

Oooooooooyeeeee

Çünkü aşk,
sevgilim,
yalnız kavuşmak değildir;
bazen insanın
bir yokluğu
ömrü boyunca taşıyabilmesidir.
Aşk

Seni kaybettim. Dünya durmadı.
Güneş yine doğdu, insanlar işe yetişti,
kahveler içildi, gazeteler basıldı.
Hayat, hiçbir şey olmamış gibi devam etti.
İnsan buna kırılıyor önce.
Kendi acısının, evren için ne kadar önemsiz olduğunu görmek garip bir yalnızlık.
Ama sonra anlıyor: Anlam, dünyada hazır bulunan bir şey değil; onu insan, taşıdığı acıyla kuruyor.
Şimdi seni özlüyorum, evet.
Ama bu özlem beni eskisi kadar parçalamıyor.
Çünkü insan, uzun süre aynı acıyla yaşayınca onu karakterinin bir parçası sanıyor.
Belki aşk buydu zaten:
İki yalnız insanın, bir süreliğine
hayatın anlamsızlığına birlikte direnmesi.
Ve sen gidince dünya yeniden sessizleşti.
Yine de sabahları perdeyi açıyorum.
Gökyüzüne bakıyorum.
Belki umut değil bu ama vazgeçmeyiş.
Çünkü insan, her şeye rağmen yaşamayı sürdürdüğünde yenilmiş sayılmıyor.
Aşk

Seni bir gece yarısı gibi sevdim,
sessizdi herkes,
içim hariç.
Adın,
dilimde duran bir kelime değil artık;
kalbimde dolaşan
uzun bir yalnızlık.
Özlemek…
senin bende bıraktığın
en güzel alışkanlık;
geçmiyor,
ama ben de geçsin istemiyorum.
Bir bakışın vardı,
şimdi yok
ama ben hâlâ
o bakışın gölgesinde yaşıyorum.
Ve garip…
insan bazen
en çok kavuşamadığı şeyi
ömür boyu seviyor.
Aşk

Seni unutmaya çalışmak,
adı olmayan bir suçtan
kendini affetmeye çalışmak gibi.
Ne yaptıysam eksik kaldı.
Çünkü insan bazen
birini kaybetmiyor yalnızca,
ona dönüşmüş hâlini de kaybediyor.
Şimdi odalar daha sessiz.
Sandalyeler, perdeler, saatler…
hepsi yerli yerinde,
bir tek ben eksik duruyorum hayatın içinde.
Geceleri uyuyamıyorum.
Uyku geliyor aslında,
ama insan kendi düşüncelerinin yanında
kolay kolay uyuyamıyor.
Seni düşünmekten yoruldum bazen
ama bırakmayı da beceremedim.
Çünkü bazı acılar iyileşmek istemiyor;
var olarak anlam kazanıyor.
Ve belki de en korkuncu şu:
Bir gün seni gerçekten unutursam,
benden geriye ne kalacak bilmiyorum.
Aşk

Seni unutmadım.
Çünkü insan
en çok neyi susturursa
orada büyüyor.
Yokluğun,
alıştığım bir yalnızlık artık.
Ve ben anladım:
Aşk,
bitince değil,
sessizleşince acıyor.
Aşk

Seni özlemek, çölde yürümek gibi değil;
daha çok, kalabalık bir şehirde
kimseye ait hissedememek gibi.
Hayat devam ediyor.
Otobüsler geçiyor, insanlar gülüyor,
kahveler taşınıyor masalara.
Dünya, senin yokluğunu umursamıyor.
İlk başta buna kızdım.
Sonra anladım: Evrenin kayıtsızlığı,
insanın acısını küçültmüyor,
onu daha gerçek yapıyor.
Çünkü anlam, bize verilmiş bir şey değil;
onu biz kuruyoruz, kaybettiklerimizin çevresine.
Şimdi seni düşünürken
eskisi kadar dağılmıyorum.
Bu iyileşmek mi, yoksa alışmak mı bilmiyorum.
Ama her sabah yine uyanıyorum.
Perdeyi açıyorum.
Gökyüzü bazen gri, bazen mavi.
Ve insan, en anlamsız günlerde bile
ışığa bakma ihtiyacı duyuyor.
Aşk

Seni özlemek, hiç gelmeyecek bir mektubu
her gün yeniden beklemek gibi.
İnsan bir süre sonra beklediği şeyin gelmeyeceğini biliyor;
ama yine de kapı seslerine dönüyor.
Sen gittin.
O günden beri eşyalar bile bana yabancı.
Aynı masada oturuyorum, aynı pencereden bakıyorum ama hiçbir şey eski yerine benzemiyor.
Belki de insan, gerçekten sevdiği biri gidince dünyayı değil, dünyadaki yerini kaybediyor.
Geceleri ışığı açık bırakıyorum bazen.
Karanlıktan korktuğum için değil;
içimdeki boşluğun odaya taşmasından korkuyorum.
Ve garip olan şu:
Seni unutmak istemiyorum artık.
Çünkü acın geçerse, sanki sen de tamamen gideceksin.
Bazı insanlar hayattan çıkınca bile
insanın içinde yaşamaya devam ediyor;
sessiz, görünmez ve ağır bir gölge gibi.
Aşk

Ey gecelerimin susturamadığı isim,
Sen gittin;
ama yokluğun, varlığından daha uzun kaldı içimde.
Ay, göğün tenha köşesinde solarken
ben hâlâ seni düşünürüm;
çünkü bazı aşklar,
zamana değil, ruha yazılır.
Gözlerim seni artık görmez,
lakin kalbim seni unutmaya yanaşmaz;
zira sevda,
aklın değil kaderin buyruğudur.
Ne çok gece geçti sensiz,
her biri biraz daha ağır,
biraz daha sessiz.
Ve ben anladım ki
sessizlik bile insanın canını acıtabilirmiş.
Eğer bu ayrılık bir oyun ise,
ben en trajik rolü oynuyorum:
Seni kaybetmiş gibi yaşayıp
senden hiç vazgeçemeyen adamı.
Ama yine de seni kötü anmayacağım.
Çünkü gerçek aşk,
yaralansa bile
sevdiğinin adını incitmez.
Ve bir gün kader
bizi yeniden aynı göğe çıkarırsa,
bil ki seni
ilk günkü kalbimle değil,
bütün acılarımdan geçmiş bir özle seveceğim.
Aşk

Eğer bu ayrılık bir oyun ise,
ben en trajik rolü oynuyorum:
Seni kaybetmiş gibi yaşayıp
senden hiç vazgeçemeyen adamı.
Aşk

Bugün seni yine düşündüm,
hem de hiçbir şey yokken.
Bir kahve söyledim,
karşı sandalye boş kaldı.
İnsan bazen
bir sandalyeden bile özlüyor birini.
Sokakta yürüdüm sonra,
hava biraz rüzgârlıydı;
ceketimin yakasını kaldırdım,
yalnızlığımı örtemedim.
Garip iş…
dünya yerli yerinde duruyor
ama bir kişi gidince
insanın içi dağılıyor.
Akşam eve geldim,
ışığı açtım,
sessizlik beni tanıyordu.
Ben seni
öyle büyük şiirlerle değil,
günlük hayatın arasında,
durup dururken seviyorum.
Aşk

Aşk Aşkın Şehri Ordu
Kayıt Tarihi : 9.05.2026 09:00:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!