Ey kalbimin gecesinde sönmeyen yıldız,
Sen gittin; ama yokluğun, varlığından daha derin kaldı içimde.
Her gece ay vuruyor pencereme,
ben seni düşünüyorum.
Sanki gökyüzü, adını unutmamam için kurulmuş.
Zaman geçiyor derler, oysa benim saatlerim senin gidişinde durdu.
Dakikalar ilerliyor belki,
ama kalbim aynı vedada bekliyor hâlâ.
Ey uzaklığın içindeki en yakın,
Bil ki seni unutmadım;
yalnızca acını taşımayı öğrendim.
Çünkü aşk, yalnız kavuşmanın sevinci değildir; bazen insanın bir yokluğu ömrü boyunca onurla taşımasıdır.
Ve eğer kader bir gün yollarımızı yeniden keserse, ben seni ilk günkü heyecanla değil,
kaybetmenin öğrettiği sonsuzlukla seveceğim.
Çünkü gerçek sevda, sevgilim,
zamana yenilmez; yalnızca sessizleşir
ve insanın ruhuna dönüşür.
Aşk
Seni unutmaya karar verdim geçenlerde.
Montumu giydim,
sokağa çıktım,
hatta ciddi görünmeye bile çalıştım.
Ama insanın kalbi,
devlet dairesindeki memurlar gibi;
ne söylesen geç anlıyor,
ne istesen tam yapıyor.
Şehir kalabalıktı.
Arabalar geçti,
insanlar telaşla yürüdü,
bir kadın pencereden saksı suladı.
Hayat,
benim içimdeki yıkımdan habersizdi.
Bir dükkânın camında kendimi gördüm sonra.
Yüzüm aynıydı belki,
ama gözlerimde
uzun zamandır eve dönmemiş birinin yorgunluğu vardı.
Garip değil mi?
İnsan bazen
birini kaybedince
kendi hayatında kiracı gibi dolaşıyor.
Akşam eve döndüm.
Sandalyeye oturdum.
Sessizlik karşıma geçti.
İkimiz de senden bahsetmedik
ama bütün gece
yalnız senden söz edildi.
Aşk
Seni unutmaya karar verdim geçenlerde.
Montumu giydim, sokağa çıktım,
hatta ciddi görünmeye bile çalıştım.
Ama insanın kalbi,
devlet dairesindeki memurlar gibi;
ne söylesen geç anlıyor, ne istesen tam yapıyor.
Şehir kalabalıktı.
Arabalar geçti, insanlar telaşla yürüdü,
bir kadın pencereden saksı suladı.
Hayat, benim içimdeki yıkımdan habersizdi.
Bir dükkânın camında kendimi gördüm sonra.
Yüzüm aynıydı belki, ama gözlerimde
uzun zamandır eve dönmemiş birinin yorgunluğu vardı.
Garip değil mi?
İnsan bazen birini kaybedince
kendi hayatında kiracı gibi dolaşıyor.
Akşam eve döndüm. Sandalyeye oturdum.
Sessizlik karşıma geçti.
İkimiz de senden bahsetmedik
ama bütün gece yalnız senden söz edildi.
Aşk
Seni bir sonbahar akşamı gibi sevdim,
yavaşça içime inen
hüzünlü bir serinlikle.
Adın, dilimde değil artık;
kalbimde dolaşan
uzun bir yalnızlık.
Özlemek…
senin bende bıraktığın
en güzel yara; kanamıyor
ama her gece yeniden sızlıyor.
Bir bakışın vardı,
şimdi yalnız gölgesi kaldı;
ama insan bazen bir gölgeyi bile
ömür boyu taşıyabiliyor.
Ve garip…
en çok da
kavuşamayacağını bildiğin kişiyi
kendine yakın hissediyor insan.
Ben seni bir şiir gibi değil,
şiir yazdıran bir eksiklik gibi seviyorum.
Aşk
Seni beklemiyorum artık,
ama gelsen şaşırmam.
Çünkü bazı insanlar
gidince bitmiyor;
insanın içinde
sessizce sürüyor.
Yokluğun,
alıştığım bir yalnızlık oldu.
Ve ben anladım:
Aşk,
birlikte olmak değil bazen,
aynı eksikliği paylaşmak.
Aşk
Seni düşünmek, uzun bir iş gününün ardından ellerindeki yorgunluğa bakmak gibi; sessiz, ağır ve gerçek.
Hayat insanı eskitiyor sevgilim.
Sokaklar sert, insanlar yorgun,
ekmek bile bazen taş gibi geliyor insana.
Ama yine de kalbin bir köşesi
birini sevmekten vazgeçmiyor.
Sen gittin. Ben çalışmaya devam ettim,
sabahları erkenden kalktım, kalabalığa karıştım.
Kimse anlamadı içimde neyin eksildiğini,
bazen en büyük eksiklik bir sesin yokluğu olduğunu.
Geceleri pencereden dışarı bakıyorum.
Şehir uyumuyor. Ben de.
İnsan, sevdiği birini kaybedince
uykusunu da biraz kaybediyor galiba.
Ama yine de umutsuz değilim.
Çünkü hayat, ne kadar acımasız olsa da
insanın içindeki sevgiyi tamamen öldüremiyor.
Ve ben seni bir hayal gibi değil,
yaşamak için gerekli bir şey gibi sevdim.
Aşk
Seni özlemek, gürültülü bir caddede
aniden kendi yalnızlığını duymak gibi.
Hayat devam ediyor.
İnsanlar konuşuyor, tramvaylar geçiyor,
birileri âşık oluyor, birileri unutuyor.
Dünya, bizim acılarımız için durmuyor.
Eskiden buna kızıyordum.
Şimdi anlıyorum: Evrenin sessizliği,
insanı özgür bırakıyor biraz da.
Çünkü hiçbir anlam hazır değil.
İnsan, sevdiği şeylerin yokluğunda
kendi anlamını kurmak zorunda kalıyor.
Sen gittin.
Ve ben, bir süre ne yapacağımı bilemedim.
Sonra bir sabah perdeyi açtım.
Güneş yine doğmuştu.
İşte o an anladım: İnsan bazen iyileşmiyor,
yalnızca yaşamaya devam ediyor.
Belki mutluluk bu değildir.
Ama vazgeçmemek, bazen mutluluktan daha dürüst bir şeydir.
Ve ben seni unutmadan yaşamayı öğreniyorum şimdi.
Aşk
Bugün hava güzeldi biraz,
seni düşündüm.
Bir vapur geçti uzaktan,
martılar bağırdı.
İnsan nedense böyle zamanlarda yalnızlığını daha iyi duyuyor.
Bir çay söyledim sonra,
demi koyuydu; sen olsan
şekersiz derdin bana.
Garip…
bir insan gidince
alışkanlıkları kalıyor masada.
Akşamüstü eve döndüm,
ceplerimde anahtar, içimde sen.
Ben seni öyle büyük sözlerle değil,
günlük hayatın arasına karışmış
küçük bir hüzün gibi seviyorum.
Aşk
Seni unutmaya çalışmak, aynı rüyadan her gece yeniden uyanmak gibi.
İnsan sabah olunca her şey geçmiş sanıyor;
ama gece geri geliyor, hem de hiçbir şeyi unutmadan.
Sen gittin. Kapı kapandı sadece.
Oysa içimde koca bir dünya yarım kaldı.
Şimdi odalarda dolaşıyorum, eşyalar bana bakıyor sanki.
Masa aynı masa, pencere aynı pencere ama ben, o eski ben değilim artık.
Çünkü insan, gerçekten sevdiği biri gidince
yalnız kalmıyor; kendine olan yakınlığını da kaybediyor.
Bazen aynaya bakıyorum,
yüzüm tanıdık geliyor ama özüm yabancı.
Ve en kötüsü şu: Seni unutursam iyileşeceğimden değil, hiç yaşamamışım gibi hissedeceğimden korkuyorum.
Bu yüzden acını taşıyorum hâlâ.
Sessizce. Bir ceza gibi değil,
var olduğumu hatırlatan son şey gibi.
Aşk
SEN GİTTİN
Seni unutmaya çalışmak,
aynı rüyadan her gece
yeniden uyanmak gibi.
İnsan sabah olunca
her şey geçmiş sanıyor;
ama gece geri geliyor,
hem de hiçbir şeyi unutmadan.
Sen gittin.
Kapı kapandı sadece.
Oysa içimde
koca bir dünya yarım kaldı.
Sen gittin.
Kapı kapandı sadece.
Oysa içimde
koca bir dünya yarım kaldı.
Şimdi odalarda dolaşıyorum,
eşyalar bana bakıyor sanki.
Masa aynı masa,
pencere aynı pencere
ama ben,
o eski ben değilim artık.
Çünkü insan,
gerçekten sevdiği biri gidince
yalnız kalmıyor;
kendine olan yakınlığını da kaybediyor.
Sen gittin.
Kapı kapandı sadece.
Oysa içimde
koca bir dünya yarım kaldı.
Sen gittin.
Kapı kapandı sadece.
Oysa içimde
koca bir dünya yarım kaldı.
Bazen aynaya bakıyorum,
yüzüm tanıdık geliyor
ama ruhum yabancı.
Ve en kötüsü şu:
Seni unutursam iyileşeceğimden değil,
hiç yaşamamışım gibi hissedeceğimden korkuyorum.
Bu yüzden acını taşıyorum hâlâ.
Sessizce.
Bir ceza gibi değil,
var olduğumu hatırlatan son şey gibi.
Sen gittin.
Kapı kapandı sadece.
Oysa içimde
koca bir dünya yarım kaldı.
Sen gittin.
Kapı kapandı sadece.
Oysa içimde
koca bir dünya yarım kaldı.
Aşk
Seni sevmek,
bedenimde açan bir yara gibi;
canımı yakıyor,
ama yine de çiçek açıyor içimde.
Ben acıyı tanırım sevgilim.
Kemiklerde yaşayan sessiz sızıyı,
geceleri uykudan uyandıran yalnızlığı…
Ama senin yokluğun,
bunların hepsinden başka.
Çünkü insan bazen
kırılan yerlerinden sever en çok.
Aynaya bakıyorum,
yüzüm aynı belki
ama gözlerimde
senden kalan uzun bir fırtına var.
Sen gittin.
Ben yine resimler yaptım,
güldüm bazen,
insanların arasına karıştım.
Ama içimde
hep eksik bir renk kaldı.
Ve anladım ki aşk,
mutlu olmak değil yalnız;
birini,
bütün acılarına rağmen
güzel bulabilmekmiş.
Ben seni
bir yara gibi değil,
yaralarıma anlam veren şey gibi sevdim.
Aşk
Seni sevmek, bedenimde açan bir yara gibi;
canımı yakıyor, ama yine de çiçek açıyor içimde.
Ben acıyı tanırım sevgilim.
Kemiklerde yaşayan sessiz sızıyı,
geceleri uykudan uyandıran yalnızlığı…
Ama senin yokluğun,
bunların hepsinden başka.
Çünkü insan bazen
kırılan yerlerinden sever en çok.
Aynaya bakıyorum,
yüzüm aynı belki ama gözlerimde
senden kalan uzun bir fırtına var.
Sen gittin.
Ben yine resimler yaptım,
güldüm bazen, insanların arasına karıştım.
Ama içimde hep eksik bir renk kaldı.
Ve anladım ki aşk, mutlu olmak değil yalnız;
birini, bütün acılarına rağmen
güzel bulabilmekmiş.
Ben seni bir yara gibi değil,
yaralarıma anlam veren şey gibi sevdim.
Aşk
Seni özlemek
zor değil artık.
Zor olan,
sensizliğe alışmışken
birden aklıma gelişin.
Çünkü insan
en çok unuttuğunu sandığı yerde
yakalanıyor kendine.
Ve sen,
tam geçti derken
yeniden başlıyorsun içimde.
Aşk
Seni düşünmek,
karanlık bir koridorda
kendi ayak seslerinden korkmak gibi.
Her şey sessiz görünüyor dışarıdan;
oysa insanın içindeki gürültüyü
kimse duymuyor.
Sen gittin.
Ve ben,
sanki hayatın içinden biraz çekildim.
Konuşuyorum, yürüyorum, gülüyorum bazen
ama bütün bunları
başka biri yapıyormuş gibi.
Çünkü insan,
sevdiği biri gidince
yalnızca onu kaybetmiyor;
kendine ait bir anlamı da kaybediyor.
Geceleri uyuyamıyorum.
Uyku geliyor aslında,
ama düşünceler
kapıyı kapatmıyor.
Bazen seni unutur gibi oluyorum,
korkuyorum.
Çünkü acın geçerse
sanki sen de tamamen yok olacaksın.
Ve galiba insan,
bazı yoklukları
unutmaktan çok
kaybetmekten korkuyor.
Aşk
İnsan bazen
en çok canını acıtan şeyi seviyor.
Çünkü acı,
gerçek olanı inkâr etmiyor.
Aşk
Aşk,
yalnız mutluluk değil;
birinin sana bıraktığı izleri
gururla taşıyabilmekmiş.
Aşk
Seni sevmek,
kırık bir aynaya bakmak gibi;
her parçada başka bir acı,
her parçada yine sen.
Ben yaralarımla yaşamayı öğrendim.
Bedenimdeki çatlaklarla,
özümdeki sessiz yangınlarla…
Ama senin yokluğun,
hiç kapanmayan bir renk gibi kaldı içimde.
İnsan bazen
en çok canını acıtan şeyi seviyor.
Çünkü acı,
gerçek olanı inkâr etmiyor.
Saçlarımı topladım bugün,
mavi bir bere taktım.
Dışarıdan güçlü göründüm belki;
ama içimde
senin adını taşıyan yorgun bir insan vardı.
Yine de seni kötü hatırlamıyorum.
Çünkü aşk,
yalnız mutluluk değil;
birinin sana bıraktığı izleri
gururla taşıyabilmekmiş.
Ve ben seni
bir adam gibi değil,
hayatımın en derin rengi gibi sevdim.
Aşk
Kayıt Tarihi : 15.05.2026 07:57:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!