Hayat, çoğu zaman bir kumar masasına benzer. Herkes elindeki zarları atar ama hiç kimse sonucu önceden bilemez. Kimi zaman ardı ardına “yek” gelir; yani en küçük, en zayıf ihtimaller. İşler ters gider, umut kırılır, insan kendini şanssız hisseder. Ama hayatın gerçeği tam da burada saklıdır: Zarlar hep yek gelmez.
İnsan, tam da bu belirsizliğin içinde oynamayı öğrenmek zorundadır. Ümitle oynamak… Belki de en zor olanı budur. Çünkü umut, kaybetme ihtimalini göze almayı gerektirir. Yine de insan, hayat kumarını umutsuz oynayamaz. Umut yoksa mücadele de yoktur.
Ve bazen… beklenmedik bir an gelir. Zarlar düşeş gelir. Şans yüzüne güler, işler yoluna girer, kapılar ardına kadar açılır. İşte o an, sadece kazandığını değil, etrafındakileri de görürsün. Kim seninle sevinir, kim uzaktan izler, kim gerçekten yanındadır…
Asıl mesele kazanmak ya da kaybetmek değildir. Asıl mesele , oyunu nasıl oynadığın ve zarlar iyi geldiğinde etrafında kimlerin kaldığıdır. Çünkü dostluk da, sadakat de en çok o anlarda ortaya çıkar.
Hayatın kumarı bitmez. Ama insan, her atışta biraz daha öğrenir: Sabretmeyi, umudu ve en önemlisi… insanları.
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta