-Sinan, vakit yaklaştı.
-Hanım, daha on dakika var?
-Biliyorum, sofrada iftar beklemek sevapmış.
Sinan ilk gün hanımını kırmak istemedi, istemeyerek haberleri kapatıp yemek odasına geçti. Zaten 20 yıl aradan sonra ilk orucuydu. Çocukluğunda annesiyle bir kaç kez oruç tutmuştu fakat daha sonra Ramazan’a hiç aldırış etmemişti. Sinan yemek odasında iftar sofrasını görünce: “nereden nereye! ” diye düşündü.
Aysel’in bir kaç ay öncesine kadar, kendi gibi, oruç diye bir derdi yoktu. Tek derdi içindeki boşluğu doldurabilmekti. Çocuğu olmuyordu ve bunun verdiği sıkıntıdan ne yapacağını şaşırmıştı. Doktorun ileride çocuğunun olabileceğini söylemesi rahatsızlığını gidermiyordu. İçindeki huzursuzluğu sanki modayla, gösterişle, süsle, eşyalarla gidermeye çalışıyordu. Çevresindeki kadınlarla hep yarış halindeydi; yarışmak, hele birde kazanmak, elbette çok pahalı olduğundan günde 10 saat çalışıyordu.
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın,
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin,
Nefret ettiklerin kadar kötü..




Ders verici nitelikte, çok latif ifade edilmiş bir çalışmaydı,kutlarım.
Selam ve saygılar.
Bu şiir ile ilgili 1 tane yorum bulunmakta