34
Köleci sistem gibi belli bir gelişmişlik aşaması içindeki süre durumlar özne olanı nesne gibi nesne olanı da özne gibi göstermenin olanaklarını ortaya koyacaktı. Bu algı içinde özne olan neden, nesne olan sonuç gibi söylenecekti. Başta olan sonda, sonda olan da sanki başta varmış gibi söylenecekti. Üreten ilişki kolektif güç ile birlikte kişileri üreten bir özne yapmıştı.
Böylece kişiler, kendi imajlarını kendi bencil telakkiler içinde okuyacaktı. Okunanı, imajdan yorumlamaya başlayacaktı. Kişisi çıkarını hedef alan kişi, kendi bencilliğini sistemin hedefi yapacaktı. Sistemi çıkarı doğrultusu içinde istendiği gibi eğip, bükecekti.
Artık köleci düzlem içindeki üreten ilişki seviyesi süreci, en basit biçimiyle üretim becerisini kişiler özelinde yapılır bir düzeye getirmişti. Kişiler bu tür düzey içinde düşünmeye başlayacaktı. Ve bu düzey içindeki düşünce ve tasarımlarını da sürecin ana ekseni içine sokacaktı.
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta