Karşılıklı yüküm içinde üreten grupların yaptıkları takas süreci, grupları birbirine karşı yeniden ve yeniden üretime yükümlülüğü içine soktu. Böylesi bir yükümlülüğü ön gören üretim hareketi içinde köleci sistemin dediği gibi bir arz ve talep girişmesi nerede, nasıl yapacaktı? Unutmayın ki ne açlık ne savunma ne cinsellik arzda değildi, talep te değildi.
Üretim ilişkisinin de üretimin de üretimi yapan kişiler üzerinde bir karşılığı vardı. Bu karşılıklı bağıntı kendi somut süreçleri içinde kendi diyalektikti değişme ve dönüşmeleri içinde ittifakı süreçle birlikte kendisini belli bir tarihi aşamaya (köleci süreç gibi anlayışları uygulanır olma içine) getirdi.
Belli bir gelişmişlik aşaması özne olanı nesne gibi nesne olanı özne gibi göstermenin olanaklarını ortaya koyacaktı. Özne (akıl) neden, nesne (eylem) sonuç gibi söylenecekti. Üreten ilişki kolektif güçle birlikte kişileri üreten bir özne yapmıştı.
Böylece kişiler, kişi özneli kendi imajlarını bencil telakkiler içinde imajdan okumaya, imajdan yorumlamaya başlamıştılar. Kişi çıkarcı imaj okuması içinde bencilliğin istendiği gibi eğip, bükme düzenlenmesi yapılır oldu.
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta