Birkaç sararmış resim, titreyen ellerimde...
Geçmiş bunca zaman, gelmiyor geriye!
Anılarla yoğrulmuşum bu gece,
Boşa geçen zamanın ilacı kim bilir nerede?
Bir gün sorarlarsa “Zaman nedir?” diye,
Kimi yıllar vardır, bir anda anlatılır...
Bazı anlar vardır, düşmez dilinden,
Yıllarca anlatılır!
Zaman bu...
Ne parayla alınır,
Ne de birkaç pula satılır.
Belki de kimileri gibi,
Kimileri tarafından boşa atılır...
Zaman —
Gidilen sonsuz bir yol sanırım.
Yürümez isen, mutlaka ayağın takılır...
Ben bilmem ki, zaman nasıl anlatılır!
Acı tatlı anılar, ilaç niyetine...
Belki bir gün anılır.
Sararmış, solmuş resimler şu an ellerimde,
Geçmiş zaman dönmüyor ki bir türlü geriye...
Birkaç damla gözyaşım ile
Ben bilmem ki, bu zaman nasıl anlatılır?
Kimi zaman hayallere dalarız...
Çünkü biz, biz, biz insanoğluyuz!
Hep daha fazlasını isteriz,
Hiçbir an yetmez elimizdekilere...
Belki bazen açgözlüyüz,
Görmezlikten geliriz hayatın gerçeklerini,
Hayatın acı yönlerini...
Kaçmak isteriz kötü ortamlardan,
Bilmeyiz ki kaderin cilvesi
Bir gün bizi de bulacak!
Belki o acı oyunlarından bir tanesini
Bizim için oynayacak!
Onların başına gelen çaresizlikler,
Belki bizi de yakalayacak...
Hatırlamak istemeyiz!
Meçhul bir tarihte
Bir yolculuk başlayacak…
Kaçmak nafile,
Dönüş yok hiçbir zaman geriye!
Bilinmez ki nerede, ne şekilde…
Yanımıza alacaklarımız:
Günahlarımızla sevaplarımız.
Geride kalacak tüm dünya mallarımız,
Dostla, düşmanla olan
Acı ama tatlı anılarımız…
Bir yolculuk başlayacak,
Nerede?
Nasıl?
Bilinmez ki!
Ne zamanı…
Ne de mekânı!
O an varsa yanımızda birkaç kişi,
Uzanacak çaresiz ellerimiz...
Yardım isteyecek çaresiz ellerden, ama nafile!
Belki birkaç derin nefes ardından
Hayata dolu dolu bakan gözlerimiz,
Boşlukta kayacak bir noktaya...
Ve yıllarca birçok şeye şahit olan gözümüzün nuru,
Birkaç damla yaşla, yanaklarımızdan süzülecek...
İşte hayatın gerçeği:
Şimdi sararmış, solmuş resimlerde!
Donuk gözler bana bakıyor,
Titreyen ellerimde…
Benimle sanki ağlıyor!
Ama acımasız zaman,
Bir türlü geri dönmüyor!
Feryatlar, ağıtlar artık boşa!
Yaşı yan insanlarla,
Ölüm aslında kol kola…
Bir gün ben de çıkacağım o meçhul yola.
Mutlaka…
Zaman gibi dönüşü yok geriye!
Zengin, fakir fark etmez Yaradan için…
Saracaklar bedenimi cepsiz kefene.
Tahta bir tabutun içinde,
Boylu boyunca...
Son bir saltanat,
O musalla taşında!
Belki duyacağım ardımdan,
Cenaze namazında,
Tam üç kere:
“Hakkınızı helal edin.” diye sorulduğunu…
Sonra…
Toprak ananın kucağına bırakacaklar beni,
Yeni doğmuş bir bebek misali!
Şimdi sormayın bana “Zaman nedir?” diye…
Sararmış, solmuş resimler titreyen ellerimde,
Birkaç damla gözyaşım ile…
Zaman yine geçip gidiyor.
Ben bilmem ki, bu zamana ne denir!
Ben bilmem ki, zaman nasıl anlatılır…
Ben bilmem ki, zaman nasıl anlatılır…
Ben anlayamadım ki, bunca zaman nasıl geçti...
Şimdi size nasıl anlatayım?..
Kayıt Tarihi : 26.1.2026 02:57:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!