Güneş, mor dağların omzundan ağır bir sancak gibi çekilirken,
Anadolu başlar; o devasa, o kadim sessizlik.
Toroslar’da bir kartal kanat çırpar, gölgesi köylere düşer,
Munzur’un soğuk suları, kayaların bağrını döve döve anlatır masalını.
Burası, her bir taşı bin yıllık bir ağıt, her bir ovası bir zafer sofrasıdır.
Kasaba akşamları inerken kerpiç damların üzerine,
Sarı bir lamba yanar uzaklarda, umudu işaretler gibi.
Toprak, fısıldar dilsiz dudaklarıyla: "Ben emektarın, ben garibin yurduyum."
Yollar uzar gider; kimi Erzurum’un ayazına, kimi Ege’nin imbatına...
Her durakta bir ozan bekler, sazının telinde bir memleket sevdası.
Burada rüzgar, sadece esmez; usta bir şair gibi şiir okur.
Kayalıklar birer kale gibi dikilir zamanın karşısında,
Zirveler bulutlarla dertleşirken, eteklerde buğdayın sarı şarkısı başlar.
Biz bu toprağın neferi, bu göğün sevdalısıyız;
Dağlarımız dumanlı olsa da, alnımız ak, sevdamız kavi kalır...
Hasan Belek
30 01 2026 -Afitos
Kayıt Tarihi : 30.1.2026 11:20:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




TÜM YORUMLAR (1)