Tek kuruş etmeyecek sesi var!
Soluğu tabutluk bir leş,
Sokağı mezar…
İnsan eksik!
Esmer ve de güzel bedenin de
Saçı var;
Acılar; sessiz kelimelere
denk soğuktur anlatamam.
Yar içimi sen vahşetim
aç üstümü!
Karanlığım katransı
Sessizliği sevdi gözlerim;
anla işte! Bir daha
tahammülü sürdürüp ay gibi tutulmadı.
Çamur yığınları gibi üst üste
kalanlardan geriye bir çöp bırakmadı.
En derin de olan en güzeldir daima
Taşlardan yontulmuş
Sökülmüş kayalardan
Ne çamurdan bir yürek
Ne demirden bir kol
Etten, kemikten canım
Bende hücre hücre
Ey içinde güneş doğmayan, aya küsmüş
Sen ki dünyadan habersiz kendinden ola
her vakti ikrar ile şerhini saklamayan
Sen ki istibdat ile vatanı kime satarsın?
Bu ne revadır hak’tan külli karanlık
Tamda susmayı öğrenmişken
Bir çıkrık sesiyle başa dönersin.
Miyadına dolmuş onca kedere
Günde yüz defa küfür edersin.
Haklılık aranmaz tevekkülde
Ben olduğum, hiç olduğum, yok olduğum.
Boşluğumun adresi, ey ıssız geçidim!
Dilsizliğim cefamdır, içim ömürlük bir ceza
Sense pelte bir yalan, bir kalansın eldesiz.
Düşüncelerimin payı yok, biçim yok hislerde
Her şeyin güzeli vardı elbet
Dilerdi insan arzu duydukça
Şehvete çağıran kimdi seni
Kimden geldi sana bu adalet.
Ne bildi şerh'in o güzel tadını
Benim için gülümse... Olur mu?
Benim için
Kırılgan ve bir deniz kadar pürüzsüz
Ay ışığı gibi parlayan yüzüne
Bulaştırma olur mu?
Dumlubaba'dan çıkar gibi Akacaksa yaş
Şimdi, bu gözüme yakın şu etraf
bensiz olan metreler, kilometreler içinde
bu dünya bilir mi seni ayrı, beni başka!
Gülüyorum kendime ve en çokta ağlıyorum size!
Bu rahşanı sardıran göze evveldir kaçak
beni ayrı koymuş, seni başka...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!