Perşembeleri haziranlı türküler
Dökülür gözlerime
Gözlerimde İstanbul bir sislenir
Bir yağmurlanır.
Yağmurlanmış şarkılar öpülmedikçe
-II-
Sisli bir bayram sabahı
Bir şarkıyı gözlerimin önünde
Prangaya vurdular.
Gurbetin kör karanlık zindanındayım ben
Ben sana papatya demem senin adın
Yoğurt çiçeği olsun
Sen çocukluğumun aşk falısın
Seviyor sevmiyor diye
Az mı yapraklarını yoldum
Bazen seviyor diye yalan söylerdin.
Ya ben ne yaparım sensiz
Beni yarı yolda bırakıp gidersen.
Güz gelir sırası geleni alıp götürür
Dönüşü olmayan yollara gül dökülür
Ne kadar kovmaya çalışsan da
Gelmiş dayanmıştır kapına
-III-
İstanbul
İstanbul bak sana geldim
Bak kapına dayandım
Bırak şimdi o eskidendi beni
Güz
elli altı yaşında
bu dünyadan göçüp gitmek midir
Yoksa daha gezip görülecek
yerler mi var dünyada
Yaşanacak güzel günler
GÜN GELİR
Gün gelir
Soyunur soykasını bir ölü beden olur
Gün gelir
Verir hesabını çürür ve üstünde çiçekler açan
-1-
On sekiz eylülde
parkta oturuyorum
bir taşın üstünde.
Apansız bir kuş geldi yanıbaşıma kondu
-nasılsın iyimisin- dedim
1.
YOLCULUĞA BAŞLAMADAN
Siz benim aydınlığıma
Günaydın bile demeden
Birden bire bir kuş sürüsü
Senin adın mutluluk
Sen ne güzelsin -
Ne güzel olursun öyle
/keman tellerine bağlı saçınla/
hem ne güzeldir o mavi




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!