Elinde dilekçesi, çelimsiz mahzun kadın.
Yüzündeki ifade, “şu halime bir bakın! ”
Çekinerek, ürkerek yavaş adımlarıyla,
Usulca giriverdi savcının odasına.
Bir “oh” çekti savcıyı görüverince kadın.
Yezitler yurdunda yaşayan herkes,
Kırk sene uğraşsan tüketsen nefes,
Gaipten gelse de ilahi bir ses,
Yezit ruhlu olan beladır sana.
Yeryüzü zindandır, Kerbela sana.
Belinde peştamalı Karadenizli kadın,
Fındık dalı bastonu, küçük boyundan aşkın.
İki büklüm beliyle hayata küsmüş gibi,
Çizgi dolu çehresi kurumuş toprak gibi.
Nüfusta yetmiş altı, bedeni yüzü aşkın
Şu garip dünyaya geldim geleli,
Seneler hüzünlü günler perişan.
Türküler dinledim bildim bileli,
Besteler hüzünlü, sözler perişan.
Garibin diktiği fidan kurudu,
Aşkı tarif etme, bir dili yoktur.
Rengi, şekli, cismi ve ismi yoktur.
Anlarsın timsali, emsali yoktur.
Aşkın menziline vardığın zaman.
Baştan eder, candan eder insanı,
Senden yana, talih bana gülmedi.
Yağmur oldum, toprak oldum bağında.
Kader bana bir gülünü vermedi.
Sevgin ile gurbet eller dolaştım
Sesin geldi, kendim ile boğuştum.
Her şey uçup da gitti.
Bana inkisar kaldı.
Ne bir yâr, ne de yâran.
Bana inlemek kaldı.
Kalmadı bitti çare,
Ellerin dilinden duyarsan beni.
Değmez ki adını anmaya dersin.
Çöllerde bekledi bunca yıl beni.
Bensiz göllere çıkmadı dersin.
Sevgimin uğrunda çileler çekti.
Bir anda aldı beni mazilere savurdu
Hasret dolu, hüzün dolu o sözler.
Bir anda aldı beni ıssız çöllere doğru
Yakıp kavurdu beni o inleyen besteler.
Şimdi farkına vardım ömür denen zamanın
Aşkımın derdiyle üflersem eğer,
Sönerse güneşin vebali sensin.
Çektiğim acıdan yanarsa eğer,
Solarsa baharın vebali sensin.
Feryadımı duyan bütün bülbüller,
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!