onlar ki
hamuru bile hüzünle yoğuranlar,
saçlarını hep işlemeli aynalarda tarayan,
sesleriyle rüzgarı mumlayanlar,
kadınlar
bir yerlerde rastlamak istiyorum sana
bir dolmuş durağında yahut loş bir sokakta
üşürken tutmanı istiyorum ellerinden
bitkin düşmeliyim sana bakmaktan
denizden bahsetmek vardı şimdi seninle
kalbimdeki buruk ikindiye inat
sırtımda taşıdım da getirdim size bu akşamları
kendiliğinden olacak şey değil çünkü
her şeyin birdenbire siyah bir tül ile örtülmesi
herkesin kendince sıkıntısını doğurduğu
bu çürümüş sonbahar ellerin
masa üzeri soğuk çaylarımın
ve ulu orta ayak üşümelerimizin
ölümü unutmuşluğumuzla bir ilgisi olmalı
öksürük tarlası ciğerlerimize cıgara sararken
Avni Bey,
Bir şeylerin değişeceğine inancım kalmadı. Bazen dışarı çıkıp gözlerimi gezdiriyorum; önceleri hayranlıkla baktığım, derinliğinde kaybolduğum renklerin hiçbiri yok. Kuşların ötmeye hâli kalmamış ve ağaçlar, ellerinden geldiğince çabuk çürüyor. Senden de mektup gelmiyor artık Avni Bey, çok üzgünüm. Hani koca bir ormana bırakıp kalbini, kaçasın gelir bazen… Sonra birinin onu bulup sana getirmesinin korkusuyla bir avuç toprakla da örtersin üstünü…
Dün gece bir orman, gözlerimin önünde kül oldu Avni Bey.
hiçbir Ayşe’ye…
kapımı çalmadığın her gün için herkesleşiyorum
ve kopardığı çiçeğe su veren insanlara özeniyorum ben de
gecesi gündüzü belli takım elbiseli o güzelim adamlara
baş ağrılarından başka derdi olmayanlara özeniyorum
her defasında
sağnak bir yağmurdan kaçar gibiydin
ürkek ve de güzeldin
yavan kalıyordum
seninle oturduğum tüm çay bahçelerinde
Un Prophète, 2009
Yön: Jacques Aduiard
Gerçek bir hikayeden esinlenerek beyaz perdeye aktarılan, fransız yapımı bir hapishane filmi olan Un Prophete, son zamanların en iyi Fransız filmleri arasında gösteriliyor. Yönetmenliğini Jacques Audiard’ın üstlendiği filmde, henüz 19 yaşında Arap bir gencin hapishanede okuma yazma bilmezken, bir çete liderine nasıl dönüştüğünün hikayesi konu alınıyor. Büyük bir kısmı hapishanede çekilen bu filmde, insanların hapishanede her koşula karşı ayakta durabilmesi için birilerine ihtiyaç duyduğunun fotoğrafını göreceksiniz.
Ölüm sahneleri, etkileyici bir biçimde lanse edilen, uzun sekanslarla desteklenen filmin bir hapishanede geçiyor olması ve süresinin uzun olması, pek çok sinemasever tarafından bayağı karşılansa da; çoğu yargıyı yıkabilecek kalitede bir çalışma. Özellikle Malik karakterini canlandıran Tahar Rahim‘in doğal oyunculuğuyla güçlenen ve sinema dünyasında kendisinden söz ettiren bir film. Tabi bir çete lideri olarak izlediğimiz tiyatro dehası Niels Arestrup‘un da, filmin kalitesinde büyük payı var. Bunun yanı sıra diğer oyuncuların belirgin karakterlere uyum sağlayarak iyi bir oyunculuk sergilemeleri, filme genel bir doku kazandırıyor.
açtım pencerelerini ormanın
az eşyayla ne çok yaşıyormuş insan
beni bir tek bulutlar anlar artık
bitirmişim hüznümü
koymuşum kapı önüne
Tuhaf bir mevsimi var yokluğunun,
Eksiliyor insan..
Eğilip topluyorum ardın sıra dökülen geceleri
Sarıp sarmalıyorum koynumda,
Seviyorum,
Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!