AĞLADIĞIM DUYULMASIN
Dışarıda mevsim kışa dönmüş, kimin umurunda?
Benim içimde her gün ihtilal, her gece yangın var.
Hani derler ya "aldırma gönül" diye, o işler öyle kolay değil,
Gönül aldırmıyor değil, gönül artık yerinde durmuyor usta!
Sırtımda bin yıllık bir kambur gibi taşıyorum bu sessizliği,
Yüzümde sahte bir bahar, gözlerimde ise dipsiz bir kuyu...
Şimdi bir sigara yaksam, dumanı bile hesap sorar bana,
"Neden bu kadar suskunsun?" diye bağırır duvarlar.
Ben sustukça içimdeki nehirler tersine akıyor,
Ben sustukça dağlar devriliyor en ince yerimden.
Kimse görmesin diye bu yangını, küllerimi rüzgara savurdum,
Kimse bilmesin diye hıçkırığımı, kahkahalarımı kurşun yaptım sıktım geceye.
Hadi vurun zinciri umutlarıma, hadi sürgün edin beni kendimden,
Zaten ben bu hayatın sillesini, en sevdiğim gülüşten yemişim.
Bir hançer gibi saplansa da yalnızlık sırtıma, eyvallah demem;
Çünkü ben acıyı bal eyleyip, suskunluğu kendime kefen biçmişim.
Şimdi hangi rüzgar yıkar benim kalemi, hangi yağmur söndürür bu koru?
Dizlerim kanasa da yürürüm o karanlık yollarda,
Yeter ki düşman sevinmesin, yeter ki ağladığım duyulmasın!
Hücremde bir başıma, kendimle hesaplaşırken yakaladım hayatı,
Bir yanım boyun eğme diyor, bir yanım zaten kırılmış dalından.
Ama söz verdim kendime, bu fırtına beni yıksa da eğmeyecek,
Gözyaşım yanağıma düşmeden, avuçlarımda kor ateş olacak.
Yusuf misali düştüğüm bu kuyudan sesleniyorum dünyaya:
Sesim yankılansın dağlarda, ama ağladığım duyulmasın!
Öyle bir dert ki bu, anlatmaya kalksan kelimeler yetim kalır,
Susmaya kalksan, ciğerin dağlanır, nefesin daralır.
Varsın herkes beni dimdik ayakta, bir çınar gibi bilsin,
Varsın kimse anlamasın içimdeki bu yetim fırtınayı.
Kapattım kapılarımı, kilit vurdum hıçkırıklarıma,
Yalnızlık benim kalem, gurur ise yıkılmaz surumdur artık.
Efkârım sığmıyor bu şehre, sokaklar dar geliyor adımlarıma,
Bir ezgi eşliğinde kaybolup gidiyorum usulca...
Hadi, şimdi çekin perdeleri, ışıkları söndürün,
Karanlık örtsün üstümü, gece saklasın bu sızıyı.
Yüzümdeki çizgiler anlatmasın çektiğim o bin yıllık acıyı,
Ölürsem de böyle öleyim; başım dik, ama ağladığım duyulmasın!
Hangi kitaba sığar bu sessiz feryat, hangi şair dizginler bu tufanı?
Ben ki acının kitabını tersten okumuşum, yaramı tuzla basıp dindirmişim.
Şimdi bir uçurumun kenarında, rüzgara karşı duran o eski çınar gibiyim;
Gövdem paramparça, dallarım kırık ama köklerim hala namusumdur.
Varsın cellat uyansın, varsın fırtına kopsun, varsın kıyamet gelsin...
Ben bu yangını yüreğimde söndürürüm de,
Yine de o bir damla yaşı kimseye göstermem, ağladığım duyulmasın!
Kayıt Tarihi : 27.04.2026 13:24:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!