sesime bir ot bulaşıyor
köygöçüren
bir deveyi sınıra dek sürüyor
devenin üstü hörgüç
altı patlangaç
siga siga gidiyor
..
Mutluluğa susamış bir çocuğum
On beşlik sevdam kanar ellerimde
Bir düş kuruyorum dere kenarlarında
Balıklar masmavi, ellerim Afrika
Yalnızlık tutunmuş kirpiklerime,
Mutsuzluk yalnızlığın üvey annesi
Dişlerim de dağılan bu soğuk sözler
..
İki dünya olduğunu anlıyorsunuz: Bir; verili dizgenin pragmatik(yararcı, yalnızca sonuçları gözeten) ön kabul ve zorba yöntemiyle yarattığı ve Yer’in her bir yanına ihraç ederek dayattığı zoraki “ yapıntı “ dünya, bir de; zamanın ve pratiğin, işbölümsel ve ürün fazlasına el koymasal milattan beri ömrünü emanet ettiği; o, eski dünyanın kokuşmuş ve taşlaşmış gövdesi altında can çekişen ve sesini çıkarması bile suç sayılan zorunlu “ öteki “ dünya…
Bir de şuraya çarpıyorsunuz: O; kullanım süresi çoktan dolmuş ve her bir azası lime lime ardına dökülen çürümüş dünyanın kullanım süresi dolmamış “ görevlileri “nin, dolaylı ve doğrudan emir aldıkları erk egemenleri adına racon yürüttükleri ağır gerçeğine… Sunacakları/ sundukları en değerli hizmetin de efendilerinin ekonomik, politik, siyasal, askeri, kültürel…küresel düzenlemeleri sonucu pratikte ve ömürleri süresince açlıktan, yoksulluktan, her türlü yoksunluktan inim inim inleyen şu “ garibanlar dünyası “nı evvel emirde yok saymak olduğunu bir an bile akıllarından çıkarmadıkları caniliğine... Onların ne acıları acı, ne ağrıları ağrı ve hatta ne de ölümleri ölümdür. Varsayalım Orta’ya bir tarih sahnesi kuruldu ve Irak bir ülkede bir savaş oyunu oynanmaktadır. Gökyüzü bombaları da, yeryüzü işkenceleri ve Garip Kafesleri de bu neşeli oyunun keyifli küçümenleridir. Zaten orası her zaman öyle değil miydi ki? Onlar acıya, ağrıya ve her türlü çok ölüme alışkın kara yazgılılar değil miydi? Sahne gerçek olsa da bu, neyi değiştirir ki?
Her şey pratik ve pragmatik olmalıdır. Yalnızca sonuç önemlidir. Sonuç; kâr baharının banknot çiçekleri; hak edenlerin(!) ellerinde, yakalarında, kartvizitlerinde, geçmişlerinde ve geleceklerinde param param parlayan fonal ve sponsoral varlıklarımız değil midir? Ki, bizi bütün hegemon kat’larla, yatlarla, yatırlarla, satırlarla, metropollerle, seksapellerle, yazlıklarla, kızlıklarla, editörlerle, sektörlerle, yayınevleriyle, sağım evleriyle, fuarlarla, festivallerle,bar hesaplarıyla, zar tutuşlarıyla, yıllıklarla, yolluklarla, şıllıklarla, var oluşla, yok oluşla, varoşlarla, gettoşlarla, kırışmayla, tırışkayla… o tanıştırmadı mı! Kapital kanun, global düyun ne diyorsa o!
Pragmatizmin yüksek donanımlı “illa ki” gücü ne diyor: Kendi öznel ülkülerimize göre yaptığımız ve bizim yüce çıkarlarımız için güneşin hiç batmadığı, önümüzü karartmadığı maksimal kâr dünyasından gayrı dünya mı olurmuş! Bizim, en yüksek etkileşimli/ son teknolojili ilâhi cereyanla çalışan kutsanmış zihnimizde yarattığımız gerçekten gayrı gerçek mi bulunurmuş! Bunu iddia edenler bizlerden olamıyorlarsa mutlak düşmanlarımızdır. Onların kafalarının hangi araçlarla ve nasıl ezileceklerine karar verebileceğimizin ayrımında olamıyorlar mı! Onları aydınlatmak için daha ne kadar politikacı, “bilim insanı”, akademisyen, “sanatçı” ve söylemesi ayıp “ şair “ yollayacağız! Afganistan, Sudan, Somali, Kongo, Ruanda, Filistin, Lübnan, Kolombiya, Siyu, Komançi… halkından halk mı olurmuş! Şiş göbekli ve açlıktan kemikleri bile artık kemik sayılamayan Afrika insanlarının Bangladeş fukaralarının,, Myanmar mağdurlarının içinde debelendikleri duruma gerçeklik mi diyeceğiz! Eşitlik, özgürlük, gönenç, insani yardım, barış ve demokrasi söylemlerimiz, turuncu devrim masallarımız yetmiyor mu! Gücümüzün, her şeye kadir teolojik bir tansık olduğunu anlamaları için daha kaç Nagazaki, kaç Hiroşima düzleyelim! Neden yüksek yalanlı ve narkotik notalarla iyice etkili ve yetkili hale getirilmiş söylevlerimize sarılmıyorsunuz? Politikacılarımıza, devlet adamlarımıza, sanatçı ve akademisyenlerimize hemencecik biat etmiyorsunuz? Hâlâ “ başka bir dünya mümkün “ teraneleriyle sokaklara, sayfalara dökülüp sinirlerimize nışadır sürüyorsunuz? Bu kadar kürsüyü, filozofiyi, sanatta ve her alanda aristokrasiyi, oligarşiyi boşuna mı kurduk! Baş eğenlerin başlarının ömürleri boyunca bal küpünde ballandığını görmüyor musunuz?
..
“15 milyon yıl önce; Miyosen Çağı, Yer Afrika.. Afrika’nın Avrasya’yla çarpışmasından birkaç milyon yıl sonrası. Günümüzde Rift vadisinin batısında son bulan ormanlar, Miyosende (20-5 milyon yıl arası) Hint Okyanusuna kadar gidiyordu. Ancak Doğu Afrika’daki Rift Vadisindeki jeolojik hareketlilik, yer kabuğunu yukarıya doğru itiyordu ve müthiş bir basınç altında çatırdamasına yol açıyordu. Basınç karşı konulamaz bir hal aldı ve kuzeydoğudan güneybatıya doğru kırıklar açılmaya başladı. Fay hatları açılırken tonlarca kaya parçası yuvarlandı. Bölgede, kızgın lav ve gazlar çatlaklar boyunca yüzeye çıkarak krater ve dev volkanları oluşturdular. 12 milyon yıl önce (insanın atalarının ortaya çıktığı zamanlarda) bu volkanlar 6500 metre yüksekliğindelerdi. Bu yükseklikler öyle bir noktadaydılar ki, doğuya düşen yağmuru engellediler ve böylece tropikal ormanların yerini, savana denilen çayırlarla, ağaçlıklar aldı.
Böylesi bir jeolojik devinim, dev boyutta ekolojik değişime yol açtı ve yeni oluşan bu ekoloji şartlar, orada yaşayan hayvanlar için az bulunur çeşitlikte bir doğal çevre yarattı. Bu, Doğu Afrika’da insan türünün evrimini hızlandıran önemli bir çevresel etkendir.”
Depremler yaşamın döngüsü için gereklidir. Tabiat Annemizin kurduğu dengede yaşamı sağlayıcı, hayatı başlatan bir etkidir.. Bir hayatın sona ermesi, aslında bir hayatın da başlamasıdır. Geçmişte ölenler olmasaydı, bugünün bizleri olmazdı ve bugünün bizleri ölmeden geleceğin canlıları olamazlar. Önce gelmiş her şey ve sonradan gelecek her şey bir ve aynıdır. Geçmiş, şimdi, gelecek aynı nehrin farklı uzamıdır. Bir nehirdeki suyun molekülleri gibi, geçmişte kalan canlı varlıklar, şimdiki canlı varlıklar boyunca geleceğin canlı varlıklarına bağlıdır.
Son derece kusursuz güzellikteki bir olayı, depremi, felakete dönüştüren nedir peki? Kapitalizmin bir oyunu mu? Nükleer deneyler mi? Deprem bombaları mı? Fakir insanların ölmesi mi? Ya da belki de bizim bilmediğimiz komplo teorilerinden sadece biridir sebebi. Halbuki depremler yeryüzünü o kadar eski zamanlardan beri sallamaktadırlar ki..
..
Biri
Biri var bir yerde bir sabi
Kemiğine musallat olmuş çöl sinekleri
Böğrüne yapışmış iki eli
Yok kovacak mecali
..
Ülkemin bir başında
vurgun yerken
çocukların cılız sesleri;
Bir ucunda
talan edilir sofralar
Kar taneleri
savrulurken döne döne
..
Misyonerlik maskesi
Din sosu
Haçlının hükmünü yaymak
Dinler arası diyalog safsatası
Birinci bin yılda Avrupa,
..
Biz Mustafa Kemal'in Elleri
Biz gösterdik ordulara ilk hedefi
Koca tepedeydik bütün hışmımız üstümüzde
bütün kuvvetimizle atıldık ileriye
Biz Mustafa Kemal'in Elleri
İzmir 'de biz sildik o açık alını
..
Sen karanlıklarda
Neon ışığı gibisin
Ben aydınlıklarda
Simsiyah bir gölge
Afrika sıcağında donar
Gözyaşlarım
..
yine durgun denizleri görüyorum bakışlarında
denizler mi durgun
yoksa gözlerin mi dargın
sen gözlerinden görürken seni
deniz sende görüyor gözlerini
gerilmiş yaylar boşanıyor
..
Nerde o altıyüz yirmi üç yıllık çınarım,
Ya! Kayı torunu Osmanlı.
Ben onu Söğüt'te Bursa'da anarım,
Ya!Cihan imparatorluğu Osmanlı.
Avrupa ayağının önünde secde etti,
Orduların Balkanlar'ı inletti titretti,
..
Afrika kuraklığı bahtımda hiç umut yeşermezmiş meğer
bahtım değilmiş suçlu kaderim böyle yazılıymış
ömrüme doğacak güneşi boşuna beklermişim meğer
ruhuma karanlıklar için can verilmiş oysa
giden sevgiliye boşyere ağlamışım
benim olmayacakmışki hiç
imkansız olan aşkımız değilmiş
..
Afrika belgesellerinden
fırlayıp kaçan pijamalı eşekle
Tibet öküzünün aşkı
Işıklı vitrinlerde sevgililer günü
Semt pazarlarında ucuz sevdalar
Atletler
Çoraplar
..
Koyun bir yanıma Afrika sıcağını
Bir yanıma da Anadolu toprağını
İçine katın Fırat ile Dicle suyunu
Yoğurun
Tanrıların şekil vereceği toprağı
İçinden
Tanrıçalara dudak uçuklatan
..
Toprağımın her zerresinde
Binlerce yıl uğruna dökülmüş şehitimin kanı.
Gölgesinde şanlı bir tarih bayrağımın.
Gölgesinde barınan hainler;
Gün gelecek barutumuz ateşli,
..
egom ağladı bu gece
şahlanan nefis ezilince
ustamın vurguladığı kurgular uyarınca
vitamin ağırlıklı bir öğün bul acıkınca
ıslak elbiseler içinde samba
bedava umutlar söner lamba
benim yerim ya Asya ya Afrika
..
Zülüflerini taktın sürüklüyorsun beni sevgili
Hesapsız kitapsız erişlerdeyim ey sevgili
Haykırışımı duyuyor musun feryaddayım
Arzum dileğim ümidim yakarışım tek;
Seninleyim sevgili...
..
ŞU AN göklere bir yama olsam
Ardından bir kara buluta karışsam
Bir okyanus üstüne
Yağmur gibi damlasam
Ve kıtalara uzansam
Afrika da olsam
Kara kıtanın tam ortasında
..
Avrupa'lı keyifle kahve içecek diye,
Kahvesine, çayına, şeker atacak diye,
Milyonlarca insanı köle edip durdular;
Hayvan gibi bağlayıp zincirlere vurdular...
Koskocaman kıtanın yerli halkları bitti,
..
Sahip olduğumuz değerlerin farkında mıyız
afrika açlıkla sefaletle uğraşırken
nelerle uğraşıyoruz bizler bu hayatta
attığımız ekmeğin hesabını soracakken
Lanet ediyoruz dosta düşmana bilmeden
Denizlerimiz yok oluyor çevremiz bitiyor
..



