Karanlık...
Karanlık, sinsi bir yılan gibi dolanır şakağında.
Zulüm, paslı bir bıçak gibi bilenir taşa,
Sussan olmaz, konuşsan yangın!
Ama bak hele,
Bak şu göğüs kafesinin altındaki o ihtilale...
Orada bir şafak sancısı,
Orada hiç sönmemiş bir kor var.
Öyle mahzun durma be yiğidim,
Prangalar eskir, demir çürür, duvar yıkılır.
Yeter ki o eğilmeyen başın,
Yeter ki o satılmayan namusun dik dursun!
Hangi dağın ardındasın, hangi ıssız tütün tarlasında?
Hangi mapusun küf kokan ranzasında sabahladın?
Boşver...
Senin adın; mazlumun sofrasındaki ekmek,
Senin adın; zalimin uykusundaki korku olsun.
Dişinle, tırnağınla tırmandığın bu dik yokuşta,
Alnından akan ter, şerefin pınarıdır.
Vur kazmayı karanlığın bağrına,
Vur ki fışkırsın o saklanan aydınlık!
Bize teslim olmak yakışmaz,
Bize boyun eğmek, bize susmak haramdır.
Bak, ötelerden bir ses gelir,
Eski bir türkü gibi, bir namlu sesi gibi...
"Dayan" der, "Dayan ki şafak söküyor."
İyinin ve kötünün o bitmeyen kadim cenginde,
Sen ki safını seçmişsin bir kere,
Artık geriye bakmak, artık tereddüt etmek yok!
Kuşan yüreğini,
Kuşan o yıkılmaz iradeni,
Ve yürü karanlığın üstüne üstüne...
Çünkü bu yol,
Sözü olmayanların,
Yükü ağır, yüreği büyük olanların yoludur!
Hasan Belek
31 01 2026 Afitos
Kayıt Tarihi : 31.1.2026 15:18:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Şiiri ve seni kutluyorum ??
TÜM YORUMLAR (1)